Dhbt Sınavı ;)

Allah İnancı – İslam İnanç Esasları 3.Ünite Özeti

Giriş

İlahî bir varlığa inanmak, bir inanca sahip olmak insanın temel özelliklerinden biridir. İnsan sürekli olarak varlık ve olaylar hakkında düşünerek içinde bulunduğu ortamı anlamaya çalışır. Böylece o tabiata hâkim olan, kudret sahibi bir yaratıcı fikrine kolayca ulaşır. Bu nedenle tarih boyunca tüm toplumlarda bir yaratıcı fikrinin olduğu görülür.

Tarihin çeşitli dönemlerinde puta, ateşe, güneşe ve yıldızlara tapınma şeklinde kendini gösteren bu ihtiyaç inanmanın tüm insanları kuşatan evrensel bir nitelikte olduğunu göstermektedir. İnkârın (inançsızlık) en uç noktasına ulaşmış olan kişiler bile zor durumda kaldıklarında yüce bir güce sığınmışlardır.

ALLAH’IN VARLIĞI

Allah’ın varlığına inanmak, zihinsel faaliyette bulunmanın yanında gönlün harekete geçirilmesi ve iradenin eğitilmesiyle mümkündür. İmanın asıl değerini de bu teşkil eder. Kur’anda, inancın duyularla idrak edilemeyen mutlak varlığa kayıtsız şartsız bağlılığı esas alan bu yönü, “gayba iman” olarak belirtilmiş ve müminlerin özelliklerinden sayılmıştır. (el-Bakara 2/3)

Tanrının varlığı meselesi ilk dönem Yunan Felsefesi’nin de temel konularından birini oluşturur. Bu dönemde Eflatun’un hareketin nihaî kaynağını ruha bağlaması ve Aristo’nun ilk sebep (illet-i ulâ) veya ilk hareket ettirici (muharrik-i evvel) teorisini benimsemesi ile birlikte Tanrı’nın varlığı konusu tartışılmaya başlanmıştır.

Allah inancı insanda doğuştan varolan bir özelliktir. Kur’ân-ı Kerîm’de yaratılış anında varolan bu duygu “fıtrat” kavramı ile ifade edilir (er-Rûm 30/84).

Bir hadiste her doğan insanın bu fıtrat üzerine doğduğu ancak ailesinin müdahalesiyle yahudi, hıristiyan veya Mecusî olmaya yöneltildiği bildirilmektedir (Buhârî, “Cenâiz”, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22).

ALLAH’IN VARLIĞINI KANITLAYAN DELİLLER

Allah zatı gereği akılla idrak edilemeyen bir varlık olsa da bu husus O’nu her türlü bilgi alanının dışına çıkarmayı gerektirmez. Akla inanç sahasında tam bir yetkinlik tanıyarak imanı salt bir bilgi düzeyine indirgemek yanlış olduğu gibi, aklın kullanımını sadece fizik alanla sınırlamak da doğru değildir.

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur” (Kaf 50/6).

“O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır” (er-Ra‘d 13/3).

“Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır”(en-Nahl 16/11).

İslam’da Allah’ın varlığını ispatlamak için yapılan tüm faaliyetlere “isbâtı vâcip” denir. İslam âlimleri isbât-i vâcib’in gerekliliğini imanda taklitten tahkike yükselme, yani körü körüne bağlanmaktan bilinç seviyesine yükselme ihtiyacı ile açıklarlar.

Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın varlığından çok birliğine vurgu yapılmaktadır. Bunun sebebi, insanların yaratıcı gücü inkâr etmelerinin zorluğuna karşın ona ortak koşmaya (şirk) yönelik gösterdikleri eğilimdir.

Kur’anın geldiği toplumun çok tanrılı yapısı düşünüldüğünde bu hususun anlaşılması kolaylaşır. Cahiliyye Arapları Allah’a inanmakla birlikte ona ulaşmak için putları aracı kılıyorlar ve onlara bazı üstün özellikler vererek Allah’a şirk koşuyorlardı. Kur’an bu durumu açıkça şöyle ifade etmektedir. “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez” (ez-Zümer 39/3).

Kur’an’da “âfâk ve enfüs” olarak ifade edilen, dış ve iç âlemin varlıkları arasında görülen düzen, ahenk ve güzellik yüce bir yaratıcının varlığına en açık delil olarak sunulmaktadır. (Fussilet 41/53) Ayetlerde belirli bir ölçü ve plan içerisinde yaratılan varlıklar, kendisi hakkında bilgi vermek için değil, Allah’ı gösteren bir işaret (âyet) olarak ele alınmıştır.

İslâm âlimleri Allah’ın varlığını genelde kozmolojik ve teleolojik delillere dayalı bir yöntem içinde ispatlamaya çalışmışlardır. Bu amaçla âlimler arasında hudûs, imkân ve gaye ve nizam delilleri şöhret bulmuştur.

a. Hudûs Delili: evrenin yaratılmış olduğu ve her yaratılmışın da bir yaratıcıya muhtaç olduğundan hareketle Allah’ın varlığını ispata çalışan bir delildir.

Kâinatı oluşturan cisimlerin sürekli olarak bir değişim içinde bulunduğu gözlenmektedir. Bu değişim, cansızlardan başlayarak bitkilere, hayvanlara ve insana doğru ilerledikçe giderek hızını artırmaktadır. Dağ, taş, dere, tepe vb. cansız varlıklar ile sistemin büyük parçalarını oluşturan gök cisimleri de bu kanunun içinde yerini alır. Çevremizde salt gözlem metoduyla bile fark edilebilen bu hareketlilik kâinatın sonradan var olduğunu gösterir. Bu durumda tüm bu varlıkları hareket ettiren ve değişimlerini sağlayan bir gücün olması gerekir. Çünkü madde kendi kendisini var edemediği gibi sebepsiz yere meydana gelmesi de mantıksızdır. Bu akıl yürütmenin bir sonucu olarak o halde tüm varlıkların bir yaratıcının bulunduğu ortaya çıkar.

Kelâm âlimleri bu delili daha çok cevher-araz esasına dayalı bir yöntem içimde ele almışlardır. Buna göre kâinatı oluşturan cisimler bir öz (cevher) ile bu özün taşıdığı vasıflardan (araz) meydana gelmiştir. Bu yapı içinde arazlar kendi başlarına var olamayan nitelikleri oluşturur. Bu nedenle, arazlardan bağımsız varlığını sürdüremeyen cevherlerin de kendi başlarına varlıkları olamaz. Böylece cevher ve arazlardan oluşan cisimlerin var olmak için başka bir varlığa muhtaç olduğu ortaya çıkar ki, O da Allah’tır.

b. İmkân Delili:bir önceki delilin aksine daha çok İslam filozofları tarafından kullanılmıştır. Varlıkları zorunlu (vâcib) ve zorunsuz (mümkün) varlıklar olmak üzere ikiye ayıran bu delile Aristo’da da rastlanmaktadır. Âlimlere göre zorunlu varlık varlığı kendinden olan ve var olmak için bir başkasına muhtaç olmayan varlıktır. Bu özellik sadece Allah’ta mevcuttur.

c. Gaye ve Nizam Delili:teleolojik delil, temelde evrende bir düzenin olduğu ve bu düzendeki her varlığın belirli bir gayeye yönelik olarak yaratıldığı öncülünden hareket eder. Neticede, bu düzenin kendiliğinden meydana gelemeyeceği dolayısıyla da bir yapıcısının olması gerektiği sonucuna ulaşır. Buna göre âlemin varlıklarının belirli bir estetik bütünlük ve uyum içinde işleyişi sonsuz kudret sahibi bir varlığın kanıtıdır. Her şeyi yaratıp nizam veren ve her şeyin varlığını bir ölçüye göre belirleyen O’dur (el-Furkân 25/2).

İbn Rüşd bu delili hikmet ve inâyet delili olarak tanımlanmıştır. Yakın dönemde hızlanan tabiat araştırmaları nedeniyle evrende mevcut bu hassas düzen bütün açıklığıyla keşfedilmiş, dolayısıyla Allah’a giden yolda gaye ve nizam delili giderek ön plana çıkmıştır.

Tabiatı oluşturan tüm varlıklar belirli gayeleri yerine getirmek için önceden üstün özelliklere sahip bir varlık tarafından tasarlanmıştır. Kuş uçması için geniş kanatlarla yaratılmış, yılan sürünmeye elverişli bir yapıda var edilmiştir. Evrenin en küçük canlısında görülen bu nizam hiçbir şeyin başıboş olmadığını, gayesiz ve gelişigüzel yaratılmadığını ispatlamaktadır. Nitekim Allah bir ayette yedi kat göğü kat kat yarattığını ve Rahman’ın yaratışında bir uyumsuzluk ve düzensizlik görülemeyeceğini açık bir dille ifade etmektedir (el-Mülk 67/3).

“İnanmayanlar bilmiyorlar mı ki gökler ile yer önceleri bitişik bir halde iken biz onları ayırdık, canlı olan her şeyi de sudan yarattık? Hâlâ inanmayacak mı onlar?” (el-Enbiyâ 21/30). Bir başka ayette ise yeryüzü için suyun öneminden ve rüzgârların aşılamadaki etkisinden bahsedilmektedir: “Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz yeterli suyu depolayamazdınız” (el-Hicr 15/22).

Aşağıdaki âyette insan evrende Allah tarafından yaratılan bu eşsiz düzen üzerinde düşünmeye çağrılır: “O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. O bitkiden de kendisinde üstüste binmiş taneler bitireceğimiz bir yeşillik; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır” (er-Ra‘d 13/3-4).

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelmesinde, insanlara faydalı olan şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yerle gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için deliller vardır” (el-Bakara 2/164).

Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın varlığının, insanlar tarafından tabiî olarak kabul edilecek bir konu olarak telâkkî edilmesi ise fıtrat delilinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buna göre ırkları, ülkeleri, dil ve dinleri farklı olmasına rağmen tarih boyunca bütün milletler evrende hakim bir yaratıcının varlığını zorunlu kabul etmişlerdir.

Allah’ın Birliği (Tevhid)

İslâm dinine “Tevhid Dini” denildiği de bilinmektedir. Bu inancın gereği olarak Allah, hem düşünce hem de davranış boyutunda tevhide zarar verebilecek her türlü fiilden uzak tutulur. Evrende olup biten her şeyi bir olan Allah’a dayandırmak insanı diğer tanrılara bağlılıktan kurtaracağı gibi onun gerçek anlamda özgürleşmesini sağlar. Bu gerçek “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” cümlesiyle Fatiha suresinde (1/4) belirtilmekte ve tüm müslümanlar tarafından günde yaklaşık kırk defa tekrar edilmektedir.

Hıristiyanlar, üçlü bir tanrı anlayışına (Baba, Oğul, Rûhu’l-kudüs) sahiptiler. Yahûdiler ise Uzeyr’i Allah’ın oğlu kabul ederek tevhid ilkesini ihlal etmekteydiler. Kur’an-ı Kerim ehl-i kitabı bu tür inanışlardan sakındırarak bir olan Allah inancı etrafında birleşmeye çağırmıştır (Âl-i İmrân 3/64). İslâm dini kendi tanrı inancıyla bağdaşmayan tüm bu sapmaları ve yanlış anlamaları bertaraf ederek Allah’ın birliğini şüpheye yer kalmayacak bir biçimde açıklamayı hedeflemiştir: “O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle ise O’nu vekil edin” (el-Müzzemmil 73/9) “O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir” (ed-Dûhân 44/8). “İlahınız tek bir Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. O rahman ve rahimdir” (el-Bakara 2/163).

İslam âlimleri, Allah’ın birliği konusunu naklî deliller yanında aklî delillerle de ispatlamaya çalışmışlardır. Bu konuda, yeryüzünde Allah’tan başka tanrılar olması durumunda tabiattaki düzenin bozulacağını beyan eden ayetlerden (Ayetler için bk. el-Enbiyâ 21/22; el-İsrâ 17/42; el-Mü’minûn 23/91) yola çıkan âlimler “burhân-ı temânû” olarak bilinen bir delil oluşturmuşlardır.

Allah’ın İsimleri ve Sıfatları

a. Allah’ın İsimleri: Tek başına Allah’ın varlığına inanmak, O’nun bütün evreni yarattığını ve idare ettiğini kabul etmek yeterli değildir. Kulluk şuurunun oluşması için O’nun vasıfları hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Allah’ı tanıma konusunda tek bir vasıtamız kalmıştır ki, o da haberdir. Kâinatın yaratıcısı, bilgi edinme yollarından “doğru haber” vasıtasıyla yani vahiyle bizlere tanıtılmıştır. Son peygamber olan Hz. Muhammed, Allah’tan aldığı talimatla bize O’nu öğretmiştir. Kur’anda Allah’ı en öz biçimde anlatan surelerin başında İhlâs suresi gelir: “De ki O Allah birdir. O Samed’dir. Doğurmamıştır, doğrulmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir” (el-İhlâs 112/1-5). Burada bizlere Allah’ın “tasvir”i değil “tavsif”i yapılmıştır. Tasvir “suretlendirmek, şekillendirmek” anlamına gelir ve bir şeyin zihinde çeşitli şekillerde canlandırılması için anlatımlarda bulunmayı ifade eder.

 

Kaynak:Din Hizmetleri Alan Bilgisi ve AÖF sınavlarına hazırlanmak amaçı ile AÖF İnanç Esasları Dersinin 3 .Ünite özeti www.dhbtdersleri.com sitesi adına Cüneyt Sönmez tarafından yazılmıştır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.