Çocuklarımız İçin Tefsir ve Temel Kavramlar PDF

Öncelikle kıymetli okuyucular sayfamızda böyle bir bölüm oluşturulmasında ve bu konun oluşturulması hiç aklımda yoktu.Bir gece ders çalışma whatsapp gruplarımızda  bu konuda bir kardeşimizin çalışması oluş ve bizlerde çok beğendik.Bu çalışmamız tüm çocuklarımız ve yetişkinlerimizin yararına olacaktır.Ve zaman zaman ilaveler yapılacak  ve düzeltmeler yapılmakla birlikte hataları yerlerimiz de olabilir.

Ramazan ayına binaen böyle bir çalışmayı başlatarak gün gün kısa ve basit bir şekilde gerek yavrularımızın ve gerekse temel düzeyde eğitim alanlarında pratik sağlamak amacı ile güzel bir çalışma olacak inşallah.

Haydi Bismillah diyerek başlayalım o zaman 30 Günlük Çocuk Tefsirine…

30 GÜNLÜK ÇOCUK TEFSİRİ

Etkinliğimizin amacını kısa olarak yukarıda bahsetmekle birlikte Bu etkinliğin amacı “Bu ayeti çocuklarımıza nasıl anlatabiliriz?” sorusunun cevabını aratıyoruz anne babaya. yaptığımız açıklamalar ve örneklemeler annenin çocuğuyla yapacağı etkinlikte yol gösterici olmasını diliyoruz. Her annenin o konuyu ele alış tarzıyla çocuğu arasında geçireceği diyalog farklı olabilir.

Dolayısıyla bu metinde geçenler bir nevi rehberlik, Kur’an ayetlerini çocukların dünyasına taşıma, onların kalbini ve aklını Kur’an’a ısındırma, Kur’an’la bir bağ kurma çalışması da diyebiliriz.

Başlarken çocuklara not:

Uçsuz bucaksız uzayın derinliklerindeki sırları öğrenmek mi ilginizi çekerdi, yoksa düşmanlarını korkutmak için gaz salgılayan bitkileri mi duymak istersiniz?

Belki de hiç yorulmayan dünyanın yıllarca nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak sizi, annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı, bütün insanları, bütün hayvanları, bütün canlıları, Dünya’yı, Güneş’i, Ay’ı, bütün evreni yaratan Allah’ın gücünü daha iyi anlamak isterdiniz.

Arıların neden 5 gözü vardır hiç düşündünüz mü?

Yada her bir örümcek cinsinin kendine ait bir ağ örme tarzı olduğunu biliyor musunuz?

Belki de bir çoğunuz bitkiler aleminin sırlarla dolu olan dünyasını keşfe çıkmak istiyor. Boyu metrelerce uzunluğa varan ağaçların köklerinden en yukarıdaki dallarına kadar suyun nasıl çıktığını öğrenmek istiyor. Ya da bir venüs bitkisinin yaprağına konan bir canlıyı göz açıp kapama süresi kadar kısa bir zaman içinde nasıl yakaladığını merak ediyor.

Bazı çocuklar ise evrenin sırları arasında kaybolmayı hiçbir şeye değişmez. Büyük bir hızla ilerleyen dünya, uzayın karanlıklarında nasıl hiçbir gezegene, ya da gök taşına çarpmadan ilerleyebiliyor?

Kuyruklu yıldızlardan, galaksilerden, güneş sisteminden, gezegenlerden, saman yolundan oluşmuş bu ışıltılı dünya neler saklıyor bizden?

İçinde yaşadığımız dünya ne kadar ağır, ya da ne kadar hızla ilerliyor, nereye gidiyor?

O uzayın derinliklerinde ilerlerken neden biz bunu hissetmiyoruz?

Eğer yer çekimi olmasaydı hayatımız değişir miydi?

Ya da ay neden bu kadar karanlık ve neden orada tek bir canlı bile yok?

İşte bu soruların hepsinin cevabı kurandaki ayetlerin tefsiri bölümlerinde sizi bekliyor.

1. GÜN: “Kitap”: Bakara Suresi (2): 2

“Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayet, Kur’an’ın, içinde hata olmayan bir kitap olduğundan bahseder.
Allah (c.c) Kur’an’da bize yardım edecek birçok şey anlatır.

Aktiviteye mükemmel bir açılış olarak, bu ayeti genel olarak Kur’an’ı anlatmak için kullanmayı planlıyoruz.

Kur’an’ın yeryüzündeki en üstün kitap olduğu hakkında konuşacağız! Diğer kitaplarla neden kıyaslanamayacağı yönünde açıklamalar yapılabilir.

Bu çok özel ve benzersiz kitabın, neden bizim için kutsal olduğunu sebepleriyle açıklıyoruz.

Örnek verecek olursak: Kur’an’ın Allah (c.c) tarafından Ramazan ayında Hz. Muhammed’e (sav) yolladığından ve tüm insanlığa kılavuzluk etmesi için de Allah’ın kullarına yol gösterecek bilgilerle, emir ve nasihatlerle donatıldığından bahsedebiliriz.

2. GÜN: “Karınca” (Süleyman (a.s) ve karıncaların Hikayesi) / Neml Suresi (27): 18

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayet bize toplu halde yaşadığı bilinen karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini haber verir. Hz. Süleyman, büyük ordusunu düzenli bir şekilde yönetirken Karınca vadisi denilen yerden geçmiş, burada karıncaların liderlerinin onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı Rabbine teşekkür etmiş.

Peygamberimiz, üç kişi birlikte yola çıktıklarında aralarından birini lider seçilmesini ve ona itaat edilmesini tavsiye eder. Bu ayetle, evde anne-babanın,okulda öğretmenin lider olmasından dolayı onlara saygı göstermenin öneminden bahsedilebilir.

Karıncalar, bize göre çok küçük olmalarına rağmen Allah diledi ve Hz. Süleyman’a (as) karıncaları duyurdu. Ayette bildirildiği gibi lider karıncanın işçi karıncalara konuşarak talimat verdiğine şahit oldu. Bu örnek bize Allah’ın tüm kainatı bir düzen ve sistemle yarattığını apaçık göstermektedir.

Düşünsenize Allah dilerse bize minik bir karıncanın sesini işittirebilir, tüm hayvanların dilini öğretebilir. Minik bir karıncayı bile zarar görmemesi için koruyan Allah’ın merhametinin ne kadar sınırsız ve üstün olduğunu bu ayetle bir kez daha anlamış olduk.

3. GÜN: Güneş: [Şems (91): 1] “Andolsun güneşe ve aydınlığına”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Onun ışığına veya onun doğuşuyla meydana gelen ışık, olmasaydı hiçbir şeyden yaralanamazdık, yer yüzünde yaşamak mümkün olamazdı !

Vayyyyy,tıpkı bu ayette bildirildiği gibi güneşin ne kadar parlak olduğuna yeniden bakalım ! Biz çıplak gözle Güneşe bakamazken . Allah o güneşi yarattı ve parlamasını sağladı güneşi bizim hizmetimize verdi.

Alev alev yanan bu kırmızı ateş topu olmasa nasıl ısınacaktık, nasıl aydınlanacaktık? Yazın denize girip, yüzebilir miydik? Ailenizle ya da sınıf arkadaşlarınızla ve öğretmeninizle birlikte pikniğe gidebilir miydiniz? Hayır! Bunların hiçbirini yapamazdınız. Çünkü, Güneş olmasa Dünya’da hiçbir canlı varlık olmazdı. Yalnızca bitkiler, ağaçlar, kuşlar, böcekler, çok sevdiğiniz kedi ve köpekler değil, anneniz, babanız, arkadaşlarınız, kardeşiniz ve siz de olmazdınız.

(Güneş hakkında bildiğiniz her şeyi ekleyin!)

4. Gün: Ay: [Şems (91): 2] “Ve güneşe tâbi olduğu vakit aya”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah, ay’ı yarattı. ‘Ay’ güneş battıktan sonra gece dışarı çıkıyor.sürekli harika bir uyum içinde hiç durmadan devam ediyor.Dünyanın varolundan sonuna kadar devam eden bu süreçte güneş ve ayı taşıyan görevli melekler vazifelerini bir an dahi geç kalmadan yada aksatmadan

Allahın kudretiyle devam ettiriyorlar dünyanın en büyük teknolojisinin bile buna yetişemesi mümkün değildir . Ayın nasıl değiştiğini gördünüzmü? Yeni ay, yarım ay, dolunay. Biz Ramazan’ın ne zaman başladığını ayın şekline bakarak bulabiliriz (ayın nasıl şekil değiştirdiğini gösteren bir küçük takvim yapabilirsiniz.

5. Gün: namaz : Mearic (70): 34 35] “Namazlarını (özenle) koruyanlar(kılanlar). İşte onlar, cennette ağırlananlardır.”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah, bize Kur’an’da tüm namazlarımızı doğru ve düzgün bir şekilde yerine getirdiğimizde cenneti ve bir çok güzelliği ödül olarak vereceğinden bahsediyor.Doğru namaz nedir nasıl olmalıdır? bu konu hakkında konuşabilir.Ayrıca namaz ile ilgili peygamber kıssaları anlatabilirsiniz ,O zaman kuranın bize bahsettiğine göre Muhteşem güzelliklerle donatılan cennetini kazanmak için Günde kaç kere namaz kılmalıyız ?

Beş! Ne eee süpermiş…Bize bunca nimeti veren Allahla buluşmak ve dualarla teşekkürümüzü etmek için. Hadi o zaman namaza (çocuklarla birlikte o vaktin namazı yada iki rekat şükür yani teşekkür namazı kılınabilir.)

Anneye Not: Ayrıca namazdaki hareketleri ve nedenlerini miraç olayında vuku bulan durumu ve insanların o meleklerin hareketlerini namaz hareketi olarak nasıl taklit ettiğimizi anlatabilirsiniz.Fikir kumbarasında bu konu anlatıldı hatırlamak için göz atabilirsiniz.

6. Gün: Örümcek: [Ankebut suresi(29): 41] Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. “Ve aslında, evlerin en zayıfı örümceklerin evidir”keşke bilselerdi.

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Ayetin yarısı, örümceğin ağını zayıf bir ev olarak tanımlar. Allah örümcekleri yarattı. Okuduğumuz sure, ankebut Suresi’ydi. Ankebut “Örümcek”demektir.

Örümcek evinin adı nedir?

Örümcekler ipeksi iplere sahipler evleri ufacık bir çarpmayla bozulacak kadar “çürüktür” fakat bu evin yapımında kullanılan iplikler harikadır. Günümüzde kurşun geçirmez yelek yapımında bu iplikler taklit edilmeye çalışılmaktadır. Bu iplikler kendi kalınlığındaki çelik telden daha dayanıklı, daha sağlamdır.

İlginçtir ki en sağlam ham maddeden yapılan dişi örümceğin evi, ufacık bir değmeyle bozulacak kadar hassas ve en az güvenilir evdir. Şimdi düşünün. Aralarında 2 metre mesafe olan iki duvar arasına 2,5 metre uzunluğundaki bir ipi gergin olarak tutturmanız gerekse ne yapardınız?

Siz bunu düşünürken bende bir tür bahçe örümceğinin bu problemi nasıl çözdüğünü anlatayım:

Bahçe örümceği bazen ağını aralarındaki açıklığın çok fazla olduğu iki dal arasında kurar. Böyle ağlar oldukça büyük olduğundan av yakalama kapasiteleri de büyüktür. Ne var ki ağın büyük olması zamanla gerginliğinin azalmasına neden olur. Bu da, av yakalamadaki başarının azalması demektir. Bu durumda örümceğin bir çözüm üretmesi gerekmektedir.

Ağın gerginliği azaldığında örümceğin yeni bir ağ yaptığını düşünmüş olabilirsiniz. Ancak hayır, örümcek, ağı yenilemek yerine son derece şaşırtıcı başka bir iş yapar: Ağın merkezine gelerek buradan yere kadar uzanan bir iplikçik salgılar. İplikçiğin yere yakın olan ucuna da minik bir taş tutturur.

Ağa geri döner ve iplikçiği çekerek taşın yerden yukarı kalkmasını sağlar. Örümcek, taş havada iken bağlı olduğu iplikçiği, ağın ortasına yeniden sıkıca tutturur. Sonuçta ağ, ortasından sarkan bu taşın kendisini aşağı doğru çekmesi nedeniyle gerilir.

Sizin aklınıza böyle bir çözüm büyük bir ihtimalle gelmezdi. Sadece sizin değil, inşaat bilgisi olmayan daha pek çok insanın da aklına böyle bir çözüm gelmezdi. Ancak örümcekler bu tekniği bilmekte ve uygulamaktadırlar. Peki örümcek böyle üstün bir tekniği nereden bilmekte ve nasıl başarıyla kullanabilmektedir?

Üstelik milyonlarca yıldır her örümcek aynı teknikle ağlarını örmektedir. Örümceğin böyle bir tekniği kullanabilmesi için, bunu kendine ilham eden bir “irade sahibine” ihtiyaç vardır. Çünkü bu irade örümceğin kendisine ait değildir. Bu iradenin sahibi, her şeyin sahibi olan, her şeye gücü yeten, bütün canlıları yönlendiren, yapmaları gereken işleri onlara ilham eden Allah’tır.

Bu ayette Allah’ın bize söylediği şey Sarsılmaz ve bozulmaz görünen her şeyin aslında bir anda yok olabileceğidir. Allah’tan başka birinden korunma talebinde bulunan insanların durumlarına örnek verir ayette.okul ve sınıfta yaşanan olaylarla örneklendirebilirsiniz.

7. Gün: Zekat: [Bakara suresi (2): 110] “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür..”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah, Kur’an’da zekat vermemiz gerektiğini söyler. Zekat İhtiyacı olan insanlara yardım etmek için bize ait olan şeylerin bir kısmını vererek paylaşmak demektir. Bizim sahip olduğumuz imkanlara Sahip olmayan bazı insanlar var.

Onlara zekat vererek onların ihtiyaçlarını gidermelerine sebep olabiliriz ve biliriz ki bizim olanı da Allah verdi olmayanlarla paylaşmamızı diliyor bu ayette. Böylece ihtiyaç sahiplerini mutlu etmiş oluruz ve Allah da onun bu emrine uyduğumuz için mutlu olacak bizden razı olacak.

8. Gün: Yıldız: [Necm (53): 1] “Battığı zaman yıldıza andolsun ”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah yıldızları yarattı. Geceleri ay ile birlikte çıkıyorlar sahneye . yıldız dediğimiz şey aslında uzayda çok uzaktaki gazın büyük toplarıdır. Yıldızlar ve gezegenler, uzaydaki “bulutsu” ismi verilen gaz ve toz yığınlarının bir araya gelip sıkışmalarıyla meydana gelirler. Gök cisimlerinin kaynağı olan bulutsular bu nedenle evrende oldukça önemli bir yere sahiptirler.

Bulutsuların yıldızlar gibi kendi ışıkları yoktur. Bu nedenle, onları görmek çok zordur. Ancak, içlerindeki gaz parladığında, yıldızlardan gelen ışığı yansıttıklarında veya ışığın kaynağının önüne geçtiklerinde görünürler. Yıldızlar, çevrelerine ısı, ışık ve enerji verirler. Çok küçük yıldızlar olduğu gibi çok büyük dev yıldızlar da vardır.

Yıldızları biz uzaktan bakınca beşgen ya da altıgen görürüz. Ama aslında yıldızlar da bizim Güneşimiz gibi küre şeklindedirPeki yıldızların belli bir süre yaşadıklarını biliyor muydunuz? Evet, çocuklar yıldızlar canlı değildirler ama tıpkı canlılar gibi doğar, yaşar ve ölürler.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi yıldızlar bulutsularda oluşur ve yaşlanmaya başlarlar. Dev bir yıldız yaşamının sonuna geldiğinde ise, şiddetli bir patlama ile uzay boşluğuna dağılır. Bu yıldızın dağılan parçalarından da daha küçük yıldızlar ve gezegenler oluşur. Bu güne kadar bir yıldızlar arası buluttan tek bir yıldızın oluşumu hesaplanamamıştır. SübhanAllah!

Peki, şimdi iyice düşünüp cevap verin. Milyarlarca yıldız kendi kendilerine düzenli bir şekilde bir araya gelebilir mi? Yıldızlar birbirleriyle veya diğer gök cisimleriyle (örneğin Dünyamız veya diğer gezegenlerle) çarpışmadan hareket edebilecekleri bir dengeyi kendi kendilerine oluşturabilirler mi?
Hayır, yıldızların kendi kendilerine bir düzen ya da denge oluşturmaları mümkün değildir.

Demek ki yıldızların, birbirlerine çarpmadan ilk var oldukları günden beri yani milyarlarca yıldır, büyük bir süratle dönebilmeleri, onları bir yaratan, planlayan ve düzenleyen olduğunu gösterir. Hiç şüphesiz bu Yaratıcı, tüm evrenin hakimi olan Allah’tır. Allah, uzaydaki gezegenler, yıldızlar ve kuyruklu yıldızlar için sayısız yollar yaratmıştır. Bu gök cisimleri kendi yollarında birbirleriyle çarpışmadan ilerler.

Bu ayette anlatılmak istenen Allah bu ayetle başka şeylere inananları ikaz ederek alemin düzenine bakarak taptıkları yanlış ilahlardan vazgeçmelerini istemiştir.

9.Gün: Balina (Yunus AS ve Balina’nın Hikayesi): [Saffat (37): 142] “Sonra balina onu yuttu…”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

İnsan ne kadar zor ve çaresiz durumda olursa olsun daima Allah’a güvenmeli ve O’ndan yardım istemelidir. Kuranda geçen bu ayette bize bunu anlatmak istemiştir.

Yunus Peygamber, ilk önceleri Allah’ın kendisine verdiği göreve rağmen uyarması gereken toplumu terk etmişti. Bunun üzerine Allah onu çeşitli denemelerden geçirdi. Hz. Yunus ilk önce bindiği gemidekiler tarafından denize atıldı. Sonra denizde kendisini dev bir balık yuttu. Bu olayların üzerine Hz. Yunus yaptığından dolayı pişman oldu ve Allah’a sığınıp dua etti ve Yunus AS, üzgün ve yalnızdı. Allah’a dua etmeye başladı. Dedi ki, “Allahım sen en yücesin ben Yanlış yaptım. Bana yardım etmezsen, Sonsuza dek kaybolacağım. “

Allah O’na dua edenlerin dualarını her zaman duyar.Yunusun pişmanlığını duyan Allah onu balinanın midesinin dışında ve bir sahile bırakıverdi. Allah Yunus Peygamberi tamamen umutsuz gibi görünen bir durumdan kurtarmıştır. Bu, Allah’tan hiçbir zaman umut kesilmeyeceğine dair açık bir işarettir. Kuran’da bildirilen bu olayları okuyup öğrenen bizlerin yapması gereken de, her ne zorlukla karşılaşırsak karşılaşalım, daima Allah’a dua edip O’ndan yardım dilemektir.

10 GÜN:(Yağmur): [kaf (50): 9] “ ve Gökten bereketli bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek taneli bitkiler bitirdik.

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah gökten yağmur yağdırır. Yağmur birçok farklı bitkinin büyümesini sağlar.Bitkilerin büyümesi için suya ve güneşe ihtiyaçları vardır. Bitkiler konuşurmu ? Büyümek için güneş ışığına ihtiyacım var? diye bizim bilmediğimiz bir dille iletişim kurarlar , Bitkiler çevrelerindeki canlılarla algılanmayan koku olarak adlandırılan “uçucu organik bileşikler” yolu ile iletişim kurarlar çoğu etraflarını bir bulut gibi kaplar.

Bizim sadece hoşumuza giden bir koku olarak algıladığımız, bazen de hiç hissedemediğimiz bu uçucu organik bileşikler, etraftaki canlılar için yol gösterici birer rehber özelliğine sahiptir.

Çünkü bitki bu bileşikleri düşmanlarını caydırmak veya cezbetmek için salgılar. Aklı ve şuuru olmayan bir bitki, çeşitli kimyasallar salgılayarak çevresi ile iletişim kurabileceğini nereden bilmektedir?

Elbette, bitkilerdeki tüm bu özellikleri yaratan, alemlerin Rabbi Yüce Allah’tır.

11. Gün: Arı: [Nahl (16): 68] “Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayette Allah meşgul arıdan bahseder! Allah bize O’nu anlatır. İnsanoğluna ilham versin ibret alsın diye / arıya kendi evini birçok farklı yerde yapmasını söyledi. Dağlarda, ağaçlarda ve insanların yaşadığı yerlerde bile. Arıların evlerinin adını biliyor musunuz? kovan denir!Kovan arıların evleridir. Bakalım bu ayette Allah arıyı örnek vererek hangi güzelliklerini görmemizi ve ibret almamızı istemiş
1-Kanatlarını saniyede 200 kez sallayan arılar saatte 24 km hızla uçabilirler.
2– İnsanların gıda olarak kullandıkları tek böcek türüdür.
3–Arılar daha önce gördükleri insanların yüzlerini, özelliklerine ve detaylarına dikkat ederek, tekrar gördüklerinde tanıyabilirler.
4–Büyük 2 göze sahipmişler gibi görünseler de aslında arıların 5 gözü vardır. O büyük 2 gözün arasında arıların ışık yoğunluğunu yorumlamalarına yardımcı olan 3 gözleri daha bulunur.
5–Balarıları iletişim kurmak için dans ederler. Bu dansa sallamak/sallanmak anlamlarına gelen “waggle” denir.
8–Bir balarısı günde yaklaşık 2.000 çiçeği ziyaret eder.
9–Kraliçe arılar hayatları boyunca, diğer arılardan farklı olarak, yalnızca arı sütü ile beslenirler.
10–Bir kovandaki arıların çoğu dişidir, ama yalnızca 1 kraliçe arı vardır. Erkek arılara “dron” denir ve sayıları birkaç yüz adettir.
11–Arıların 500 gr bal yapabilmesi için yaklaşık 2 milyon çiçeği ziyaret etmeleri ve 88 bin km yol katetmeleri gerekir.
12 – Bir arı, hayatı boyunca, bir çay kaşığı balın 1/12’sini üretir.

13 – Bal doğal koruyuculara sahiptir ve içerisinde bakteri yetişmez. Örneğin Mısırlılara ait mezarlarda bulunan bal, hala yenebilecek durumdaydı.
14 – Arılar yaklaşık 300 milyon yıldır dünya üzerindeler.
15 – Balın rengi ve tadı, arıların hangi çiçeklerden nektar topladıklarıyla ilgili olarak değişkenlik gösterir.

Peygamberimiz onlar hakkında şöyle buyurmuştur:
“Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve konduğu yeri ne kırar ne de incitir. Düştüğünde ise kırılmaz, bozulmaz.”

Rasûlullah, burada Allaha inan ve doğru yolda giden insanların vasıflarını zikrederken aynı zamanda arıda bulunan güzellik ve hikmetlere de işaret etmiştir. “bu muhteşem güzellikleri düşünen insanlar, Allahu Teâlâ’nın zayıf bir bal arısını bile nasıl bir muhteşemlikle yarattığını anlar ve ona olan hayranlığı dahada artar. Öyle bir sanat sahibidir ki, bir sürü mîmar ve mühendis toplansa onun yaptığı işi yapamazlar.

İşte böylece, onların yaptığı bal vücudumuzdaki hastalıklara şifâ olduğu gibi onun bu muhteşem yaratılış efsaneside kaplerimize şifa olur .”

12. Gün: Ağaç: [Nahl (16): 68] “Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah tüm ağaçlarıda yaratandır! dün anlattıklarımızı hatırlamaya çalışın
Bazı arılar ağaçlarında kovanlarını yaparlar. Sizce mu muhteşem ağaçlara, başka kimler ev yapar biliyor musunuz?

Kuşların yuvalarıda ağaçlardadır, ayrıca sincaplar, koalalar, baykuşlar ve diğer birçok hayvan. ağaçlarda da yaşamak harika olurdu değilmi. Bir sürü şekil ve boyutlarda küçük ağaçlar ve büyük ağaçlar vardır. Allahın yarattığı milyonlarca türe sahiptir her biri birbirinden farklı yapraklar. SübhanAllah! Dışarı çıkalım ve farklı ağaçlara bakalım ve yapraklarını inceleyelim.

13. Gün: (süleyman peygamber ve sebe melikesi ): [Naml (27): 20]
(Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: «Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayet Peygamber Süleyman (aleyhisselam), ve Hüdhüd kuşunun kıssasıdır. Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin hayatlarından kıssalar nakleder. Bunlar sayesinde geçmiş peygamberler ve ümmetleri hakkında bilgi edinir, kendimizi o zamanların içinde hissederiz. Aslında bu kıssaların üzerimizdeki etkilerini sözlerle ifade etmek pek mümkün değildir. Okur, dinler ve nasibimizi alırız. İşte bu kıssalardan biri de Belkıs kıssasıdır.

Süleyman a.s.’a yeryüzünde herkese verilmeyen süper güçler verilmiş. O kuşlarla konuşurmuş, görünen ve görünmeyen Allahın yarattıklarından insanlardan ve hayvanlardan oluşan çok kalabalık, çok ilginç bir orduya komutanlık etmiştir.

Hz. Süleyman a.s. ordusuyla Yemen’e, Sebe halkını Allah’a imana davet etmek üzere sefere çıkmıştı. Onlar ateşe ve puta tapıyorlardı. Bu sefer esnasında Süleyman a.s. Hüdhüd adlı kuşu aramış, ancak görememişti. Hüdhüd yerin altındaki suyu görür ve mesafesini tesbit edip bildirirdi. Askerleri çok susayan Süleyman a.s. Hüdhüd’ü göremeyince sinirlenmiş Bu sırada Hüdhüd, Sebe krallığında Belkıs’ın sarayındaydı. Belkıs, Sebe krallığının melikesiydi ve büyük bir ordu ile muhteşem bir hazineye hükmediyordu. Hüdhüd Sebe krallığında bir süre dolaşıp Süleyman a.s.’ın yanına döndü. Gecikmesinin sebebini söyleyip özür diledi ve Sebe krallığında gördüklerini anlattı:

– Sebelilere hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan Belkıs’la karşılaştım. Onun ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş, dedi. Süleyman a.s.:

– Doğru mu yoksa yalan mı söylüyorsun bunu göreceğiz, dedi ve bir mektup yazarak Hüdhüd’e bunu Belkıs’ın sarayına götürmesini emretti.

Hüdhüd emre uyarak mektubu saraya götürdü ve Belkıs’ın odasına bırakıp geri döndü.

Belkıs, odasında bulduğu mektubu açtı ve okudu. Sonra kavminin ileri gelenlerini topladı. Onlara şöyle seslendi:

Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakılmış. Mektup Süleyman’dandır. Mektubuna Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlıyor. Bana karşı gelmeyin, teslim olun diyor. Beyler, ulular, bu işte bana bir fikir verin. Bilirsiniz, siz yanımda olmadan, size danışmadan hiçbir işi kestirip atmam. unun üzerine ileri gelenler:

Biz güçlü, kuvvetli kimseleriz, yaman savaşçılarız ama ferman senindir. Düşün, kararını ver, neyi emredersen onu yapalım, dediler. Belkıs:

Ona bir hediye göndereyim. Eğer o bu hediyeyi kabul ederse dünya hükümdarlarından birisidir ve bu bizim ondan daha yüksek ve kuvvetli olduğumuz anlamına gelir. Şayet kabul etmezse, o Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir, dedi ve elçilerin hediyeyle birlikte yola çıkmalarını emretti.

Elçiler Süleyman a.s.’ın karargâhına ulaşıp hediyelerini takdim ettiler. Süleyman a.s. elçilere:

Siz bana maddi yardım yapmak mı istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği şey, size verdiğinden daha hayırlıdır.

Elçiler geri dönüp Belkıs’ın yanına vardılar. Süleyman a.s.’ın dediklerini bir bir anlattılar. Bunun üzerine Belkıs kavminin ileri gelenlerini toplayarak Süleyman a.s.’ın karargâhına doğru yola koyuldu. Nihayet varmalarına az bir mesafe kala Süleyman a.s. çevresinde bulunanlara:

– Ey ileri gelenler, onlar gelmeden önce hanginiz Belkıs’ın tahtını bana getirebilir? diye sordu. ordusundan biri:
– Sen yerinden kalkmadan önce getirebilirim, dedi.
Süleyman a.s., daha erken gelmesini istiyorum, deyince, kendisine Allah tarafından verilmiş bir ilmin sahibi olan Asaf b. Berhıya:

Sen daha gözünü açıp kapamadan onu sana getirebilirim. Gökyüzüne bak, birazdan onun tahtını yanında göreceksin, dedi ve secdeye kapanıp dua etti. Süleyman a.s. hemen o anda Belkıs’ın tahtını kendi tahtının yanında buldu. Tahtı Belkıs’ın tanıyamayacağı bir hale getirin. Bakalım kendi tahtı olduğunu fark edebilecek mi?

Emredildiği üzere taht değiştirilip, üzerindeki mecusilik ve putperestlik sembolleri söküldü.

Belkıs ve Sebe krallığının ileri gelenleri Süleyman a.s.’ın huzuruna vardılar. Misafirler ağırlandı, sohbet edildi. Süleyman a.s. “Senin tahtın da böyle miydi?” diyerek Belkıs’ın tahtını gösterdi. Belkıs şaşırarak: – Tıpkı o! Fakat ben onu surların içerinde bırakıp gelmiştim. Onu koruyan binlerce asker vardı. Buraya nasıl gelebildi? dedi.

Süleyman a.s. hizmetkarlara, Belkıs gelmeden önce, onu ağırlamak için bir saray inşa etmelerini de emretmişti. Sarayın avlusunun tabanını billurdan yaptırmış, altından sular akıtmış ve içine balıklar koydurtmuştu.

Süleyman a.s. köşke kadar eşlik ederek Belkıs’ı içeri buyur etti. Belkıs avluyu görünce derin bir su sandı ve kaftanının eteğini topladı. Süleyman a.s. zeminin billurdan yapılmış şeffaf bir döşeme olduğunu izah etti.

Bütün bu yaşadıkları Belkıs’ı derinden sarstı. Krallığı, sarayı, ihtişamlı hayatı gözünün önüne geldi ve anladı ki asıl ihtişam Allah’a ve O’nun sadık kullarına ait. Tevbe edip Allah’a yöneldi. Şöyle dedi:Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber alemlerin rabbi olan Allah’a teslim oldum.

Sonuç olarak Rabbimiz nice sultanların sarayların mal-mülkle övünmenin ve bu malların sahinin sadece kendinin olduğunu düşünmenin ne kadar yanlış olduğunu geçmişte yaşananları kuranda bildirerek ibret almamızı istemektedir.

GÜN 14: Deve: [Gaşiye (88): 17]“Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış? ”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah, develeri yarattı. Bu ayette Allah, bize deveyi yaratışındaki muhteşemliği görerek onun yüceliği ve büyüklüğünü görmemizi istiyor. develer nasıl yaratıklardır?

Develer harika hayvanlardır. Çölde yaşarlar. Çöller çok sıcak ve çok kumlu yerlerdir.

1-Deveyi “özel bir canlı” yapan, açlık ve susuzluğa günlerce dayanabilmesidir, günler boyu, sırtında yüzlerce kilo ağırlıkla yol katedebilir.

2) Devenin ağız ve dudak yapısı, ayakkabı köselesini delecek kadar sivri dikenleri bile rahatlıkla yiyebileceği şekildedir. Dört yüzlü midesi ve sindirim sistemi ise önüne çıkan her şeyi öğütebilecek kadar güçlüdür. Normalde yiyecek sınıfına girmeyen kauçuk gibi maddelerden bile istifade edebilir. Kurak ortamlarda bu özellik çok değerlidir.

3)Devenin gözleri iki kat kirpiklidir. Kirpikler, kapan gibi içiçe geçerek, gözü şiddetli kum fırtınalarına karşı tam bir korumaya alırlar.

4)Devenin burnu çok sayıda köklere ayrılmış kanallardan oluşur. Yaşadığı sıcak bölgelerde havadaki nem miktarı oldukça azdır. Bu nedenle soluduğu havadaki suyu kaybetmemesi gerekir. İşte bu nedenle devenin burnu çok büyük, kıvrımlı, süngerimsi bir dokuyla kaplıdır. Deve kıvrımlı süngerimsi burun mukozası sayesinde, havadaki nemin % 66’sını tutabilmektedir. Burnun nemi emme özelliği sayesinde nefes aldı

5)Deve burnunun bir diğer özelliği ise şiddetli kum fırtınalarına karşı kum girmesini engellemek için tıpkı gözlerini kapatır gibi burun deliklerini de kapatabilmesidir.

6)Bütün vücudunu kaplayan sık tüyler çölün yakıcı güneşinin hayvanın derisine ulaşmasına engel olur. Bunlar aynı zamanda soğukta da hayvanın ısınmasını sağlar. Çöl develeri 70 derecelik sıcaklıktan etkilenmezken, çift hörgüçlü develer sıfırın altında 52 derecelik soğuklarda yaşayabilmektedir.

7)Develerin bacaklarına oranla son derece büyük olan ayakları da özel olarak “dizayn” edilmiş, hayvan kuma batmadan yürüyebilsin diye genişletilip yayılmıştır. Ayak tabanlarındaki özel kalın deri ise kızgın çöl kumlarına karşı alınmış bir tedbirdir.

8)Bunlar devenin sahip olduğu özelliklerden sadece birkaç tanesidir. Tüm bu bilgilerin ışığında düşünelim: Deve, kendi vücudunu çöl ortamına göre kendisi mi ayarlamıştır? Burun mukozasını kendisi oluşturup, tepesindeki hörgücü o mu meydana getirmiştir? Ya da hortum ve fırtınalara karşı göz ve burun yapısını kendisi mi tasarlamıştır? O mu kendisini “çöl gemisi”ne dönüştürmüştür?

9)Deve -diğer bütün canlılar gibi- elbette ki bunları yapamaz. Deve de, diğer bütün varlıklar gibi yaratılmış, çeşitli özelliklerle bezenmiş ve Allah’ın yaratmadaki üstünlüğünün bir delili olarak varedilmiştir.

10)Deve, bu tür üstün fiziksel özelliklerle yaratılırken, insana hizmetle görevlendirilmiştir. İnsan ise, buna benzer yaratılış mucizelerini düşünmek ve Yüce Allah’ın büyüklüğünü gerektiği gibi tanıyıp takdir etmekle görevlidir.

11)Develerin kan ve hücre yapısı da, çöl şartlarında uzun süre susuz yaşayabilmelerini sağlayabilecek şekildedir. Bu canlıların vücutlarındaki hücre duvarları, hücrelerinin fazla su kaybetmesini engelleyecek bir yapıdadır. Kan yapısı ise, devenin vücudunda su minimuma indiğinde bile kan akışında bir ağırlaşmaya olanak vermeyecek biçimdedir. Ayrıca kanında, susuzluğa dayanıklılığı arttıran albümin enzimi, diğer canlılardan daha fazla miktarda bulunmaktadır.

12)Develerin bu koşullarda yaşayabilmelerine yardımcı olan bir başka destekleyicileri de hörgüçleridir. Hörgüçlerde vücut ağırlığının beşte biri kadar yağ depo edilmiştir. Devenin vücudunda yağın tek bir noktada toplanması, vücudun -yağa bağlı olarak- her yerinden yoğun oranda su atılmasını engeller. Bu da devenin suyu minimum oranda kullanmasını sağlar.

Ne inanılmaz yaratıklar onlar!

15 GÜN: Gökyüzü: [Gaşiye (88): 18] ” Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Not :Çocuklarla birlikte dışarıda yapılırsa bu ders çok daha etkili olur.Gökyüzünü kim yaptı? Allah. O kadar yüksek yapan o. Gökyüzünde herhangi bir delik görebiliyor musun? Hayır, çünkü Allah gökyüzünü bu kadar süper ve mükemmel yarattı. Dünya bizim yaşamamız için oldukça hassas dengelerle yaratılmıştır. Bunu fark eden insanın Allah’a iman etmesi, O’nun sonsuz gücünü görebilmesi ve kendisine verdiği her şeye şükretmesi gerekmektedir. Şimdi, bizleri ve canlı-cansız her şeyi yaratan Allah’ın, gezegenimizde var ettiği dengelerin bazılarını daha detaylı olarak inceleyelim ve böylece Allah’ın gücüne daha yakından şahit olalım.

Çocuklar, gökyüzüne baktığımızda orada neler olup bittiğini merak ediyor musunuz? Sanırız hepiniz merak ediyorsunuzdur. O halde gökyüzündeki mavi yolculuğumuza başlayalım. Yerküreyi çepeçevre saran hava katmanına “atmosfer” denir. Atmosfer 7 katmandan oluşur. Atmosferin katmanlarından her biri değişik gazlar içerir ve birbiriyle tam bir uyum içindedir.

Peki çocuklar, bizim için son derece önemli olan atmosfer ve gökyüzü kendi kendine, tesadüfen meydana gelmiş olabilir mi? Böyle bir şeyin asla olamayacağını anlatmak için size küçük bir örnek verelim: Annenizin yaptığı kurabiyelerin lezzetini düşünün. Bu kurabiyelere lezzet veren nedir?

Elbette annenizin bunların hamurunu gereken malzemeleri tam gerektiği miktarda ekleyerek hazırlaması ve yine tam gerektiği şekilde pişirmesi en büyük etkendir. Biri çıkıp size, “böyle lezzetli kurabiyeler yapmak için annene gerek yok, bunlar tesadüfen de pişip senin önüne aynı lezzette gelebilirler” dese ona inanır mısınız?

Elbette inanmazsınız. Peki çocuklar küçücük bir kurabiye bile kendi kendine oluşamazken, hiç koskocaman Dünyamız, üzerini saran atmosfer ve tabii gökyüzü birde biz tesadüfen oluşabilir miyiz ? Kesinlikle böyle bir şeyin mümkün olmayacağını artık hepimiz biliyoruz.

16.GÜN: Mescit: [CİN) (72): 18] “Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah’tan başka hiç kimseye kulluk etmeyin.”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Mescit ve cami nedir? Allah’a dua edeceğimiz bir yer. Bu ayette, Allah, camilerin Allah’a ibadet edilen yerler olduğunu ve ondan başka kimseye ibadet dua edilmeyeceğini söyler.İnsanlar namaz kılmak ve dua etmek için mescitlere giderler. Ama camiler sadece ibadet etme yeri değil aynı zamanda birer eğitim ve ibadete alışma talim yeridir özellikle çocuklar için.örneğin 5 vakit namazda daha çok erkekler camiye gider ama Ramazan ayında tüm aile akşamları birlikte olduğu için hep birlikte teravih namazına gidebiliriz.

Camilerin en önemli yanı ise yalnız olmadığımızı Allah’ın yarattığı diğer insanlarla aynı safta aynı yerde aynı anda birlikte olma yani cemaat olma duygusunu bize tattırmasıdır.

Şimdi kapatın gözlerinizi ve düşünün ister siyahi olsun ister beyaz isterse çekik gözlü uzunlar kısalar zenginler fakirler büyükler küçükler hiç bir sınıflandırma olmadan herkesin aynı secdeye baş koyması müthiş bir duygu Camilerde Allah şunu anlatmak istiyor hiç bir kulun dünyadaki şekli yada konumu benim nazarımda önemli değildir kullarım eşittir.üstünlük sadece bana ibadet eden ve benden yardım isteyenlerindir. Girdiğiniz anda Her şeyi eşitleyen şu süper camilerden birini ziyaret etmeye ne dersiniz ?

17.GÜN: Dağlar: [GAŞİYE (88): 19] “Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah dağları yaptı. Bazı dağlar Çok çok büyüktürler! Biz ise Dağlara göre gerçekten çok küçüğüz. İşte size güzel bir soru !Bu çıkması da inmesi de zor olan ihtişamlı Dağlar neden yaratıldı acaba. İnsana eziyet olsun diye mi? Elbette hayır. Allah Kuran’da onların bizi sarsmasını engellediğini söylüyor. Nasıl mı? Dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelir. İki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı olanı ötekinin altına girer.

Üstte kalan tabaka kıvrılarak yükselir ve dağları meydana getirir. Altta kalan tabaka ise yer altında ilerleyerek aşağıya doğru derin bir uzantı meydana getirir. Dolayısıyla daha öncede belirttiğimiz gibi dağların yeryüzünde gördüğümüz kütleleri kadar, yer altına doğru ilerleyen derin bir uzantıları daha vardır. Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısı şöyle tarif edilir: Eskiden dağların sadece yeryüzünün yüzeyinde kalan yükseltiler olduğu düşünülmekteydi. Ancak bilim adamları dağların sadece yüzey yükseltileri olmadıklarını, dağ kökü adı verilen kısımları ile kimi zaman kendi boylarının 10-15 katı kadar yerin altına doğru uzandıklarını fark ettiler. Bu özellikleriyle dağlar, tıpkı bir çivinin ya da kazığın çadırı sıkıca yere bağlamasına benzer bir role sahiptir. Örneğin zirvesi yeryüzünden yaklaşık 9 km yukarıda olan Everest Dağı’nın 125 km’den fazla kökü vardır. Bu sağlam kök aynı yumuşak bir döşeğin üzerine çakılan sağlam kazıklar gibi döşeğin kaymasını, dağılmasını engeller.

Üzerinde durduğumuz ince ve yumuşak yer kabuğu hızla dönen sıvı haldeki bir ateş topunun üzerine döşenmiştir. Yeryüzünün binlerce metre altını ve dünyayı çepeçevre kuşatan o gözler ve peygamberimizin kulağına fısıldanan asla kendi kendine bilemeyeceği bu akıl almaz modern bilgileri kim iletti acaba? Çobanlık yada deveyle ticaret yapan arkadaşları mı? Kızlarını diri diri gömen ve Putlara tapıp acıkınca o putları yiyen bir çöl kabilesi mi?

Arenalarda aslanlara insan parçalatan zamane imparatorluklarının sondaj cihazları ve uyduları ile mi öğrendi? Sizce kim meydan okudu; “Yerlerin ve göklerin sahibi, her şeyi bilen Allah Benim, artık görmüyor musunuz, bu sözler uydurma değildir, sizi yaratanın dosdoğru sözleridir” diyerek Kuran’da. Hira mağarası ve yaşananları anlatmanın tam zamanı……………..

18.Gün.: Yeryüzü DÜNYA: [Gaşiye (88): 20] “Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır?”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Allah dünyayı yürüdüğümüz ve yaşadığımız toprakları yeryüzünü yarattı. Biz sadece Yeryüzünün küçük bir kısmında yaşıyoruz, ama dünya çok büyük! Allah birçok farklı ülkede yeryüzünde çok farklı insanlar yaratmıştır. / Dünya haritasına bakalım birlikte….

19.GÜN: Fil: [Fi’l (105): 1] “Rabbin filin yanındakilere neyi nasıl yaptı görmedin mi?

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayette Fil vakası anlatılmaktadır.

“Habeşistan Kralı Necaşi’nin Yemen’e hükümdar olarak gönderdiği Ebrehe, Mekke’ye giden kervanları ve Kabe ziyaretçilerinden ticari anlamda faydalanmak için San’a bir tapınak inşa ettirmiştir. Ancak Ebrehe’nin yaptığı bu girişime rağmen Araplar bu tapınaklara gitmemiştir. Üstüne bir de bazı Arapların buralara giderek içlerine pislemesi Ebrehe’yi son derece kızdırmıştır. Bu durum üzerine Ebrehe Kabe’yi yıkmak için yemin etmiştir. Bu olayla birlikte fil vakasının da başlangıcı olmuştur. Ettiği yemini yerine getirmek için harekete geçen Ebrehe bu sefere 60 bin asker ve 10 fille çıkmıştır. Katılan bu filler nedeniyle bu olaya fil vakası denilmiştir.

Kabe’yi yıkmak için yola çıkan gözü dönmüş Ebrehe, önce Yemen Kralı’nı bozguna uğratmıştır. Bu bozgundan sonra durmayan Ebrehe ve ordusu Has’amlıları da yenerek bunların başında bulunan liderlerini alarak Mekke’ye kadar kendisine rehber yapmıştır. Fil vakası öncesi Ebrehe karşı konulamaz ordusu ile önüne gelen, karşı koyan ne varsa yıkıp geçmiştir. Bu olaylar üzerine Kureyşliler de Ebrehe’nin Kabe’yi yıkacağına dair daha çok inanmaya başlamışlardır.

Abdülmuttalib ile Ebrehe Görüşmesi

Mekke yakınlarında bir yerde ordusuna çadır kurduran Ebrehe, bu sırada boş durmayıp Mekkelilere ait develeri yağmalamışlardır. Bu yağmalanan develer içerisinde Abdülmuttalib’in develeri de bulunmaktadır. Bu yağma olayları sonrası Ebrehe Kureyşlilere bir elçi göndererek “Kabe’yi tavaf etmeyi bıraktıkları takdir de saldırmayacağını belirtmiştir. Sadece Kabe için geldiğini, insanlara saldırmayacağını söylemiştir.

Bu yaşanan olayla birlikte Abdülmuttalib de Ebrehe ile savaşmamaları gerektiğini söylemiştir. Kabe’yi Allah’ın koruyacağını söylemiştir. Daha sonra da develerine yapılan yağma ile ilgili olarak Ebrehe ile görüşmek için onun yanına gitmiştir. Ebrehe ilk başta Abdülmuttalib’i hürmetle karşılamıştır. Ancak Abdülmuttalib Ebrehe’den develerini isteyince Ebrehe “Seni ilk gördüğümde gözüme büyük bir şahsiyet olarak görünmüştün. Ama sen Kâbe’nin korunmasını isteyeceğin yerde develerinin peşine düşünce gözümden düştün.” Abdülmuttalib de, “Ben develerin sahibiyim. Kâbe’nin de sahibi var, O onu korur” demiştir. Daha sonra Abdülmuttalib develerini alıp Kureyş’lilerin yanına dönüp, onlara olup biteni anlatmıştır. Bu durum üzerine Mekkelilerin hepsi, muhtemel bir savaşa karşı Mekke’den ayrılıp dağlara çekilmişlerdir. Yaşanan bu gelişme ile birlikte fil vakasının artık yaşanması an meselesi olmuştur.

Ebrehe olan tüm bu olaylardan sonra ertesi gün Mekke’ye doğru ilerlemiştir. Ancak bu ilerleyiş sırasında Ebrehe ve adamlarının şaşıracağı bir olay olmuştur. Dev filler Kabe’ye yaklaştıkları anda yere çökerek kıpırdamadan kalmışlardır. Filleri yöneten kişiler ne kadar uğraşsalar da filleri yerinden kaldıramamışlardır. Kaldırdıkları ise istedikleri yöne gitmeyip kaçmaya başlamışlardır. Bu duruma Allah’ın hikmeti olarak herkes hayretle bakmıştır.

Kuşlarn Ebrehe Ordusuna Saldırması 

Fil vakasının hiç şüphesiz en şaşırtıcı ve büyük hikmeti Ebabil kuşları olmaktadır. Ebrehe tam Mekke’ye girdiği sırada daha önce Arap Yarımadası’da hiç görülmemiş kırlangıç benzeri bir kuş sürüsü bir anda ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu kuşlar ayaklarında ve gagalarında taşıdıkları taşlar ile Ebrehe’nin ordusuna saldırmışlardır. Fil vakasının esrarengiz kahramanı bu küçük kuşların bıraktıkları nohut tanesi kadar taşlar ile birlikte Ebrehe’nin ordusu kuru yaprak gibi dağılmıştır. Fil vakası bu mucize olayla birlikte artık farklı bir boyut kazanmıştır. Allah’ın birçok hikmetinin bir arada bulunduğu fil vakası herkesi hayrete düşüren bu olayla sonuçlanmıştır.

20. Gün: Cennet: [Buruc (85): 11] “İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.. ”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Kuran’dan öğrendiklerimiz doğrultusunda cenneti tanıtmak için şöyle bir örnek verelim. Çok güzel manzaralı yerlere gitmiş veya filmlerde hayranlık uyandıran mekanlar görmüşsünüzdür. Hiç ayrılmak istemediğiniz yerler ya da bitmesini hiç istemediğiniz yiyecekler olmuştur. Cennet bütün o gördüklerinizden daha güzel, hatta onlarla kıyas edilemeyecek kadar güzel bir yerdir. Cennetteki yiyecekler dünyadaki hiçbir yiyecekle kıyaslanamayacak kadar lezzetli ve güzel görünümlüdür. Dünyadaki bütün güzellikleri yaratan Allah ayetlerinde, samimi iman eden Müslümanlar için ahirette çok daha güzelini hazırladığını söylemektedir.

Dünyadaki sıkıntılar cennetteki güzellikleri daha iyi anlamamızı sağlar Dünyada birçok sıkıntı yaşarız. Hasta oluruz, ateşimiz çıkar, kimi zaman bir yerimiz kırılır, çok üşürüz veya sıcaktan bunalırız. Her gün daha birçok sıkıntı verici şey başımıza gelebilir. Midemiz rahatsızlanır, yaşlandıkça cildimiz bozulur, kırışır. Annenizle babanızın gençlik resimlerine bakın ve şu andaki yüzlerini düşünün, aradaki farkı daha iyi anlayacaksınız.

Allah bu gibi eksiklikleri dünya hayatında özellikle böyle yaratmıştır. Bunların hiçbiri cennette yoktur. Dünyadaki eksiklikler düşünüldüğünde cennetin ne kadar büyük bir mükafat olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer insan ölünce cennete giderse bütün bu sıkıntılardan kurtulur. Dünyada hoşunuza gitmeyen şeyleri tekrar düşünün. Sizi rahatsız eden bu şeylerden tek bir tanesi bile cennette olmayacaktır.

Cennetteki en büyük nimet ise, elbette Rabbimizin sevgisini kazanmış olmaktır. Bunu bilmek ve hissetmek, insanın yaşayabileceği en büyük sevinç ve huzurdur.cennet tüm hayal ettiklerinizin ötesinde bir yerdir. Hadi şimdi cennet hayalleri oyunumuzu oynayalım ilk örnek benden: Ben cennette çikolata çeşmem olsun istiyorum ve balıklar gibi okyonusta gezmek suyun altında nefes alabilmek istiyorum ŞİMDİ SIRA SİZDE

21. Gün: Meyve: [VAKIA (56): 20] “Beğenecekleri meyveler,”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Cennet nimeti olarak sunulan yiyeceklerden biridir meyveler bu ayette cennet meyvelerinden bahsetmektedir. Cennetteki meyveler görünüşleri, renkleri, kokuları ve kendilerine has tatları ile birbirlerinden güzeldirler. her biri hem hem görünüş hemde tad olarak muhteşemdirler. Meyveler vücudu zehirli etkilerden temizleyen, hastalıklara karşı vücuda direnç veren, vitamin ve mineral bakımından çok zengin, insana ferahlık veren, sağlık ve güzellik kazandıran tertemiz yiyeceklerdir. Bu cennet nimeti ile ilgili olarak bir hadisinde Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:Sidretü’l-Münteha ağacının meyvesinden her bir meyve yarılınca içinden yetmiş iki renk ve çeşit yemek çıkar ki orada öbürüne benzeyen hiçbir renk ve çeşit yoktur. [Tezkireti’l Kurtubi, s. 312/517]

Peygamberimiz (sav) bu hadisinde cennetteki meyvelerin renklerine ve çeşitliliklerine dikkat çekmiştir. Nimetlerin bu şekilde birbirlerinden farklı olmaları insanların çok hoşlarına gidecek bir güzelliktir. Bir şeyin hep aynı şekilde, aynı kokuda, lezzette ya da renkte olmasındansa her seferinde ilk defa görülüyormuş gibi heyecan uyandıracak şekilde değişikliklerle yaratılması çok büyük bir sürprizdir. Aynı zamanda bu, Allah’ın sonsuz yaratma gücünün ve sanatının delillerinden sadece bir tanesidir. Bu çeşitlilik cennette sınırsız olabilir.

Cennet nimetlerinden olan meyvenin dünyadaki halini birlikte inceleyebiliriz hatta birlikte oyun oynayabiliriz evde yada okulda bulunan meyvelerden

1: ilk aşamada gözler bağlanır ve tabaktaki meyveyi tahmin etmesi istenilir.Bu aşamayı geçerse

2: gözler bağlanır ve burun sıkılır görme ve koklama engellenmiş olur. Bu Aşamayıda geçerse

3:görme koklama ve tadma olmadan sadece dokunarak tabaktaki meyveyi tahmin etmeye çalışır üç aşamadada başarı gösteren oyunun galibi olur .

22. Gün: GÜNDÜZ: [ŞEMS (91): 3] “Güneş’i açıp ortaya çıkaran gündüze,”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Hayal yolculuğuna çıkmaya hazırmısınız ? odaklanın şimdi sürekli karanlık olan gündüzü hiç olmayan geceler ülkesine gidelim. Burası oldukça karanlık aynı yerdeyiz aynı şehir aynı mahalle aynı ev herşey aynı ama her yer karanlık ve hiç gündüz yok Hayal ettiğiniz dünya nasıl bir yer orda neler görüyorsunuz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz Minik bir tefekkürden sonra düşünelim şimdi gündüz denilen vaktin nimetlerini fenere yada lambaya herhangi bir ışığa gereksinim duymadan tüm işlerimizi rahatlıkla halledebiliriz.Allahın yarattığı her şeyi ailemizi renkleri kısaca herşeyi görebilmemiz için hiç bir şeye ihtiyacımız yok

23.GÜN: Gece: [şems suresi (91): 4]  “Onu sardığında geceye, (güneş)”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayet bize gece boyunca güneşin gizli olduğunu ve görünmediğini söyler. Allah neden karanlık geceyi yaratmıştır. “Geceyi size bir örtü yaptık.” (en-Nebe 10) .

Gerçekten geceler bizim için bir örtüdür. huzur ve nîmet elbisesidir. Gündüzler, gecelerin dinlenme ihtiyacından uzaktır. Dolayısıyla insan, gündüz yorgunluğunu gecenin sessiz ve sakinliğine bürünmedikçe üzerinden atamaz. Gece karanlıktır aydınlatacak ışık lamba fener vs olmasa ne görebiliriz? Ay. Bu gün ramazanın son on gecedir bu gecelerden biri çok özel bir gecedir. Onun adı Leylatül Kadr,kadir gecesidir. Kur’an’ın Hz. Peygamber’e (s.a.v) ilk geldiği gecedir.Ve o gece edilen dualar kabul edilir.muhteşem ve özel bir gecedir.

Ramazanın son 10 günü diye belirtilen gecelerden hangisi kadir gecesi bilemiyoruz , bu yüzden son 10 günü her gece kadir gecesi gibi daha çok dua ve ibadet ederek ve en önemlisi kuran okuyarak elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.

24. Gün: Köpek: [Kehf (18): 18] “ Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı. ”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu mağara arkadaşlarının hikayesidir. Ashab-ı Kehf, Allah’a inanmış bir grup gençtir. Kur’anın belirttiği gibi yedi kişidirler.İsimleri, işleri, içinde bulundukları şehir, zamanında yaşadıkları kral, inandıkları din veya sığındıkları mağara hakkında bir şey bilmiyoruz. Bu mümin gençler araştırmışlar, soruşturmuşlar ve sonunda şu kesin gerçeğe varmışlar: Allah birdir ve alemlerin Rabbi sadece odur. Sadece ona inanacaklar ve yalnız ona ibadet edecekler. Halklarının Allah’tan başkasına taptıkları için kafir olduğunu anlamışlar, kafir oldukları için de zalim, yalancı ve müfteri olduklarına inanmışlar. Allah’a iftira edip yalan söyleyen kimseden daha zalim kimdir? demişler. Mümin gençler ondan sonra düşünüp taşınmışlar ve toplumun kendilerine hayat hakkı vermediğini görerek ondan ayrılmaktan başka yol olmadığına karar vermişler.

Böylece milletlerinden ayrılmayı kararlaştırmışlar, kendileri mümin, ama milletleri kafir olduğu için aralarında yaşamalarının mümkün olmadığını görmüşlerdir. Şehirden dağlara çıkmışlar ve dağda bir mağaraya sığınmaya karar vermişler. Mağarada Allah’tan kendilerine rahmetinden bolca vermesini dilemişler. Allah dualarını kabul etmiş ve rahmetini vermiştir. Çünkü Allah onların işlerini kolaylaştırmış ve ayetlerini musahhar etmiştir. Güneşe, eziyet etmemek için vücutlarına dokunmamasını emretmiş, o da sabah ve akşam vücutlarına dokunmadan geçip gitmiştir. Mağaranın ortasında boş bir alanda kalmışlardır. Allanın ayetlerinden biri olarak mağarada gözleri açık olmuştur. Uykuda olmalarına rağmen onlara bakan kişi uyanık olduklarını sanırdı. Toprağın vücutlarını çürütmemesi için de Yüce Allah onları bir sağa, bir sola çevirirdi. Yanlarında beraber gelen köpek de vardı.Mağaranın eşiğine oturmuş, dirseklerini eşikte uzatmış ve onlar gibi uyumuştu.

Onlar uyurken kimsenin zarar vermemesi için bakanların kalbine Allah büyük bir korku salmış, onları gördüğü zaman kendisini korku sarar ve gerisin geri kaçardı. Uzun bir uykuya daldılar.Bu şekilde üç yüz dokuz yıl kaldılar. Bu süreden sonra Allah oları diriltmiş, birbirlerine ne kadar uyuduklarını sormuşlar, ama ne kadar kaldıklarını bilememişler. Biri, bir gün veya bir kaç saat uyudunuz, demiş. Fakat ne kadar kaldıklarını bilmedikleri için sürenin tespitine dalmamışlar, bunu ancak Allanın bildiğini söylemişler ve ne kadar kaldığınızı Rabbiniz en iyi bilir, demişlerdir. Önemli olan şeye yönelmişler, içlerinden birini şehre göndermişler, yanlarındaki paraları ona vermişler ve yemek için kendilerine yiyecek satın almasını söylemişler, helal ve temiz yiyecek seçmesini istemişler, aynı zamanda kendilerini kimselere sezdirmeden ve burada olduklarını kimseye çaktırmadan zarif ve dikkatli olmasını da tenbih etmişler, çünkü milletlerinden korkmuşlar, onları farkeder ve nerede olduklarını öğrenirlerse kendilerini öldürür yahut dinlerinden şirke döndürüp haktan alı koymalarından endişelenmişler. Adam yiyecek almak için şehre gitmiş, dikkatli ve uyanık olmaya, gizlenmeye özen göstermiş, ama Allah başka bir şey dilemiştir. Yüce Allah onları kendisinin bir ayeti ve diriltmeye kadir olduğunu gösteren bir delil yapmak istemiş, durumlarını açığa vurmuş ve milletlerinin onları bulmasını sağlamıştır. Milletleri artık Allaha inanmışlardı. Çünkü gençlerin kendisinden kaçarak mağaraya sığındıkları o kafir nesil gitmiş ve Allaha inanan bir nesil gelmişti. Kasabanın mümin halkı mümin adamı görünce, mağaraya kadar izlemişler, ama mağaraya vardıklarında mümin yedi adamın bu kez gerçekten doğal ölümleriyle öldüklerini görmüşler.
Allah için imkansız yoktur.

25 .GÜN: Deniz: [Bakara (2): 164] “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanlara fayda veren yüklerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten indirerek onunla ölü haldeki toprağa can verdiği ve orada her çeşit canlının yetişmesini sağladığı yağmurda, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirip yönlendirmesinde aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır.
.” (NOT: (küçük çocuklar için oldukça uzun olabilir sadece deniz) kelimesine kadar olan ayeti okuyabilirsiniz.

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Denizi kim yarattı ? Allah. Bu ayette Allah, gemiler hakkında konuşur. denizde nasıl yelken açıyorlar. Bazen denizde çok büyük dalgalar oluyor ve çok büyük ve dehşet verici olabiliyor. En büyük gemilerden bile daha büyük. Denizde ne yaşadığını biliyor musun? Balık, yunuslar, köpek balıkları, balinalar ve daha birçok harika yaratıklar.Denizi ve içindeki tüm canlıları Allah yarattı.Denize her baktığımızda hatırlamamız gereken şey hepsini Allah’ın yarattığıdır.

Allah denizleri neden yaratmıştır?????

“Yüzyıllardır yerden fışkıran gazlar havaya yükselir. Bunların çoğu zehirlidir. Buna rağmen hava (atmosfer) yine de kirlenmemiş kalır. İnsanın yaşaması için elverişli olan gaz oranlarının dengesi değişmez. Bu büyük dengeyi sağlayan mekanizma denizleri ve okyanusları kaplayan engin sulardır. Hayat, besin maddeleri, yağmurlar, ılımlı iklim ve son olarak insan, varlıklarını bu uçsuz bucaksız su kütlesine borçludurlar.”

Bu açıklama niçin farklı türde yaratıldıklarına kısmen ışık tutuyor. Bu sözler kanıtlıyor ki; suların farklı türlerde yaratılmış olması belirli bir amacın ve planın sonucudur. Bu yolla şu evrenin varlığında ve düzeninde gerekli olan, birbirine bağlı birtakım dengeler ve uyumlar gözetilmiştir. Bunu ancak şu evrenin ve şu evrendeki canlı-cansız tüm varlıkların yaratıcısı olan yüce Allah düzenler. Çünkü bu hassas uyum, asla rastgele meydana gelmez.

NOT: Bu ayetin ilk kısmı gökyüzü, dünya, gündüz ve geceden bahseder. İsterseniz,resimler panosundan diğer bahsedilenleri işaret edebilirsiniz

26 GÜN: Gemi: [Bakara (2): 164] “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanlara fayda veren yüklerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten indirerek onunla ölü haldeki toprağa can verdiği ve orada her çeşit canlının yetişmesini sağladığı yağmurda, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirip yönlendirmesinde aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır“.

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Bu ayette Allah, gemilerden bahseder. Denizdeki büyük büyük dalgalar hakkında konuştuk. Gemilere (ve gemilerin)suyun üzerinde durmasını sağlayan Allah’tır dedik. Deniz üzerinde seyahat ederiz, balık tutabilir ve denizden, yiyecek giysi gibi nimetler elde edebiliriz ve birçok şey. Uçaklar ve hava alanları bulunmadan önce
insanlar bir ülkeden diğerine dünyayı dolaşmak için sadece gemileri kullanırlardı.

Ayetteki diğer Tabiat olaylarına ve geminin su üstünde batmadan nasıl durduğuna işaret eden eden bu olay Allah’ın büyük mucizelerini gözlerimizin önüne sermektedir fakat insan bu olanları her gün görüp durduğu için bu olaylardaki muhteşemliğin farkında olmayabiliyor. Bilmeliyizki etrafımızdaki her şey bize Allah’ı hatırlatmak için hergün devam ediyor yeterki tefekkür gözlüklerimiz hep yanımızda olsun ☺

Aktivite önerisi: Küvette (veya lavaboda yada leğende ) yüzmesini sağlamak için bir kağıt tekne yapın

27. GÜN: Rüzgâr: [Bakara (2): 164] ‘Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanlara fayda veren yüklerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten indirerek onunla ölü haldeki toprağa can verdiği ve orada her çeşit canlının yetişmesini sağladığı yağmurda, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirip yönlendirmesinde aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır ‘

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz? 

Bu ayette Allah rüzgârdan bahseder. Yaprağın dahi kımıldamadığı sıcak bir yaz gününde birdenbire ortaya çıkan serinletici meltemler, denizleri alt üst eden, ağaçları kökünden söküp, arabaları ve evleri, oradan oraya savuran kasırgalar, bulutları önlerine katıp biraraya getiren ve yağmurları başlatan fırtınalar… Hepsi çoğu kişinin sıradan bir doğa olayı olarak gördüğü Rüzgârlar sayesinde gerçekleşir. Peki nasıl oluyor da bir Rüzgâr, yüzümüzü hafif hafif okşayan bir esinti iken geçtiği yerleri darmadağın eden kasırgalara dönüşebiliyor? Rüzgâr, Yüce Allah’ın pek çok hikmetle yarattığı bir doğa olayıdır. Allah bir ayetinde, Rüzgârı da diğer tüm yaratılış delilleri gibi insanların düşünüp O’nun varlığını ve kudretini kavramaları için özel olarak yaratmıştır.

Rüzgarın yaratılmasındaki hikmetler:
Hava Sıcaklığını Belirler:
Yağmurların Yağmasına sebep olur
Rüzgârlar Enerji Kaynağıdır
Rüzgârların bitkileri Aşılayıcı Özelliği vardır Allah Rüzgârları insanlar için büyük bir nimet olarak yaratmıştır. İnsana düşen bu önemli nimet için Allah’a şükretmektir. Kocaman bir rüzgar gülü yapmaya ne dersiniz?

28. gün: Yılan: [A’raf (7): 107] “Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi!.”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz? 

Bu dünyada imkansız gördüğümüz her şey Allah için çok kolaydır.O olmayacakları oldurabilir. Allah’a güvenip inananlar asla korkmazlar bilirler ki Allah ona sığınan kulunu hiç bir zaman yanlız bırakmaz.Allahtan güzel olan şeyleri dua ederek istemeye devam edelim istediğiniz şey güzel sonuçlar verecekse Allah dualarımıza karşılık verecektir.
Hz Musaya peygamberlik geldikten sonra Allahın emirlerini yaymaya başladı yaratıcının ve her şeyin sahibinin Allah olduğunu ilan etti bir çok insan hz Musaya inanmaya başladı firavun denen o ülkenin kralı ise kendisinin tanrı olduğunu idda ederdi ve hz Musa’nın bu yaptıklarından hiç hoşlanmadı bi şeyler yapmazsam işler kötüye gidecek diye korktu firavun kendince krallığını ve tanrılık iddeasını pekiştirmek için ,bir gösteri düzenlemeye karar verdi tüm halkın gözleri önünde göz yanılması ilizyon işiyle uğraşan büyücü ve sihirbazları çağırdı sihirbazlar hemen koştular firavunun yanına büyücüler de Firavun’a yakın olacak ve menfaat elde edeceklerdi. Bir tarafta Mısır’ın tüm bilgin büyücüleri, diğer tarafta ise daha önceden tanıdıkları ve köle bir kavmin mensupları olan Hz. Musa ve Hz. Harun vardı. Kimin önce başlayacağına Hz. Musa’nın karar vermesini kabul ettiler: “Ey Musa” dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım.” Dedi ki: “Hayır, siz atın.” Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü. (Taha Suresi, 65-66) Büyücülerin yaptıkları gösteriler hileli bile olsa görenleri etkiliyordu. Kuran’da bildirildiğine göre, halk dehşete düşerken Hz. Musa da bundan etkilendi ve içi korkuyla doldu. Çünkü Hz. Musa da bu illüzyon nedeniyle ipleri ve asaları koşuyor gibi görmüştü. Allah, korkmaması için Hz. Musa’ya hatırlatmada bulundu: Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı. “Korkma” dedik. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” “Sağ elindeki asayı atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Taha Suresi, 67-69) Hz. Musa, Rabbimizin bu hatırlatması üzerine hemen büyücülere dönerek onların yaptıklarının bir büyü olduğunu ve Allah’ın onu geçersiz kılacağını haber verdi:

Hz.Musa asasını yere attı Musa’nın asası, büyücülerin yaptıkları gibi bir ilüzyonla değil, gerçekten mucizevi bir şekilde hareket etti ve ejderhaya benzeyen bir yılana dönüştü. Büyücüler Hz. Musa’ya bir tuzak kurmuşlardır. Ancak tuzak kurucuların en hayırlısı olan Allah, Hz. Musa’ya onların tuzaklarını geçersiz kılan bir tuzak kurdurmuştur. Sonuçta herkes Firavun’un büyücülerinin galip geleceğini düşünürken çok farklı bir sonuç ortaya çıkmış ve Hz. Musa galip gelmiştir. Böylece herkes Allah’ın vaadinin hak olduğunu görmüştür. Allah Hz. Musa’yı yalnız bırakmamış ve Hz. Musa Rabbimizin mucizesi sayesinde yeryüzünün o devirdeki en güçlü sistemlerinden birine karşı galip gelmiştir.

29 .GÜN: Şimşek [Raad(13): 12] “O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir. ”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Rad kelimesi, hem yıldırım, hem gök gürültüsü hem de bulut için kullanılır Şimşek gördünüz mü? Gökyüzünde bir ışık parlaması yağmur yağmadan önce yada fırtına sırasında ortaya çıkıverir. Önce şimşek görüyoruz ve sonra gök gürültüsünü duyuyoruz. Çok yüksek bir sestir
Buna biz gök gürültüsü deriz,

Daha büyük çocuklar için : İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu: “Râd (gök gürültüsü), buluta görevli, meleklerden bir melektir İsmini ondan alarak R’ad / gök gürültüsü olarak anılıyor).. Duyduğumuz ses ise diğer görevli meleklerin emredilen yere yürütülürken çıkan sesten ileri gelmektedir” (Müsned, 5/385-Şamile-; Tirmizî, Tefsiru Sureti’r-Rad -hadis hasen, gariptir-).

30. gün : Kuş: [Mülk (67): 19]

“Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir. ”

Bu ayetle çocuğumuza ne anlatmayı planlıyoruz?

Söylemeyi planladığımız şey: Allah, kuşların gökyüzünde, nasıl uçtuğunu ve nasıl yükseldiğini görüp görmediğimizi sorar.. Onları gökyüzünde kim tutuyor? Allah. Uçan kuşları gördüğümüzde, Allah’ın onlara uçma yeteneği verdiğini unutmayın. SübhanAllah.

Allahü teâlâ, her kuşun kolayca uçabilmesi, gıdasını toplayabilmesi, soğuktan, sıcaktan korunması, kendini savunması ve üremesi için muhtaç olduğu her şeyi en uygun şekilde yaratmıştır. Mesela, yerde yürüyebilmesi, uçuş için yerden yukarıya yükselmesine ve yere konmasına yardımcı olması için kuşları iki ayaklı yaratmıştır.
Fazla soğuk ve sıcaktan korunması için kuşun vücudunu tüylerle kaplı olarak, ayak derilerini de kalın ve dayanıklı olarak yaratmıştır. Kuşların ayak derileri de tüylü olarak yaratılsaydı, çamura girince çamur tüylere yapışıp uçuşa mani olurlardı.

Uçuş esnasında tüylerin kolay kopup kuşların çıplak kalmamaları için deriye çok sağlam raptetmiştir. Keza yağmurdan korunacak biçimde tüyleri kaygan yaratmıştır. Kuşlardaki kanatların hikmetini düşünmeye çalışmalıdır! Kalın tüyleri tutan kemiğimsi çubuk olmasaydı, tüyleri bütün vücutta kıl gibi bitseydi, rüzgara karşı mücadele edemezdi. Tüyleri tutan çubuk kalın olduğu hâlde içi boş olduğundan uçuşa mani değildir. İçi boş olduğu için de kolay kolay kırılmaz.

Leylek gibi uzun ayaklı kuşların suda kolayca gıdalarını almalarını temin için boyun ve gagalarını da uzun yaratmıştır. Ayaklar uzun olduğu hâlde boynu kısa olsaydı veya ayakları kısa olduğu hâlde boynu uzun olsaydı gıdalanmaları mümkün olmayacak kadar zor olurdu. Mesela gagası kısa olsaydı, su içinde boğulabilirdi.
Allahü teâlâ, her cins kuşa, beslenmelerine uygun şekilde gaga yaratmıştır. Gaga, keskin olduğu için bıçak vazifesini görür. Gaga ile parçalanıp yenen şeyler,karındaki yüksek ısı sayesinde gayet ufak olarak öğütülür, böylece dişlere lüzum kalmaz.

Cenab-ı Hak, kuşların üremesini yumurta ile yarattı. Eğer yavrusunu karnında yaratmış olsaydı, bu durum, kuşun uçmasına engel olurdu. Kuluçka müddeti boyunca yumurtaların üzerinde yatması kuşa ilham olunmuştur. Güvercinler, kuluçkadaki yumurtalar soğuyup bozulmasın diye biri çıktığı zaman diğeri ona vekalet ederek kuluçka müddetince nöbetleşe yumurtalar üzerinde yatıyorlar. Sanki bu tedbir kalkınca yumurtaların bozulacağı kendilerine öğretilmiştir. Eğitim okul görmeden kuşlara bunları kim öğretmiştir? Bütün bunlar tesadüfi şeyler değildir.

Leylekler, Anadoludan kalkıp Afrikaya göç ediyorlar. Göç sadece leylekler arasında değil, başka kuşlar arasında da olmaktadır. Turna ve kırlangıç gibi Amerikada ötleğen denilen kuşları, Kanadadaki yazlık yuvasını terkederek, dağ, orman ve nehirler aşarak 4-5 bin kmlik bir seyahatten sonra Güney Amerikadaki kışlıklarına ulaşırlar. Üç gün, geceli gündüzlü hiç durmadan kafile halinde uçarlar.

Göçmen kuşlar, uygun rüzgarlar bulabilmek için yerden 6 km. yukarılara kadar çıkarlar. Yiyecek bulmak ve soğuktan korunmak için göç ederler. Seyahata çıkmadan önce vücutlarına yağ depo ederler. Yağın, aynı miktardaki protein ve karbonhidrata göre iki misli enerjiye sahip olması, kuşlar için en iyi bir yakıt olmasına sebeptir. Kuşlar, eski yuvalarını bulmak için Güneşi pusula olarak kullanırlar. Sisli ve bulutlu havalarda ise, yerin manyetik sahasını, geceleri ise yıldızları pusula olarak kullanırlar. İnsanlar frekansı 16000 den az olan sesleri işitemediği hâlde, kuşlar rahatça işitebildikleri için yollarını kolayca bulabiliyorlar.

İnsanlar, mevcut olan yerçekimi kanununu 17. asırda öğrenmişken, kuşlar, asırlardan beri yerin manyetik alanıyla çekim gücü arasındaki açıyı ölçerek yönlerini tayin etmeleri bir tesadüf olamaz. Kainatta tesadüflere yer yoktur. Bunlar gibi tabiattaki her varlık da, bir sanat eseridir. Bir otomobilin tabiat kuvvetleri ile, tesadüfen meydana geleceğini kabul etmiyen, baştan başa bir sanat eseri kendi kendine olmuş denilebilir mi? Elbette denilmez. Kainat tesadüf değilse, bir amaç için yaratılmıştır. İnsanın yaratılışındaki amaç, Allah’ü teâlâyı tanıyıp Ona ibâdet etmesidir.

En güncel DHBT Bilgileri Cep Telefonunuza gelmesi icin abone olun.