Haramlar- Helaller – İslam İbadet Esasları 10.Ünite Özeti

GİRİŞ

İnsan, akıl başta olmak üzere pek çok nimetle donatılmış üstün bir varlıktır. Yüce Allah yeryüzünü sayısız nimetlerle donatıp insanın emrine vermiştir. İnsanın yaratılışının özü ve temel amacı yaratanını tanıması ve O’na ibadet etmesidir (ez-Zâriyât 51/56). Dünya ve âhiret mutluluğunu elde edebilmek Allah’ın rızasını kazanmaya, hayatını ve insani ilişkilerini O’nun istediği doğrultuda düzenlemeye bağlıdır. Yüce Allah bu konuda insan aklına rehberlik ederek, vahiy adı verilen özel bir iletişim yoluyla rızasının nasıl kazanılacağının yolunu göstermiştir. Bu yolun adı en genel anlamıyla dindir. Dinin temel amacı, insanı hem dünyada hem de âhirette mutluluğa götüren yolları göstermektir.

İnsan, aklı sayesinde genel olarak doğruyu bulabilir, iyi-kötü, yararlı ve zararlıyı ayırt edebilir. Ancak insanda akıl yanında birçok zaafın bulunduğu, sonu gelmeyen ihtirasların onun dünyasını cehenneme çevirebileceği de bir gerçektir. Din adı verilen ilahî sistem, içerdiği hükümlerle insana bir yol haritası çizmektedir. Bu hükümlerin bir kısmı emir bir kısmı da yasak (nehiy) kabilindendir. Din, insan aklının ilk değerlendirmede güzel gördüğü, yararlı bulduğu bir takım şeyleri sonucunu dikkate alarak yasaklarken, yine onun ilk değerlendirmede zararlı ve yararsız kabul ettiği bazı şeyleri de aynı gerekçe ile emretmektedir (el-Bakara 2/216). Bunun yanında geniş bir alan daha vardır ki, getirdiği ilkelere aykırı olmadıkça, din o alana müdahale etmemektedir.

Dinin insan için koyduğu yasaklar “haram alanı”nı, müdahale etmeden insanı serbest bıraktığı geniş kısım ise “helal alanı”nı oluşturmaktadır. İnsan için öngörülmüş bir programda, onun için hazırlanmış bir reçetede, yapması gerekenler yanında, yapmaması lazım gelenlerin olmaması düşünülemez. Bütün sistemlerin emir ve yasakları vardır. İnsanların akılları ile ihtirasları arasında denge kurmak için emirler kadar yasaklara da şiddetle ihtiyaç vardır. Özellikle toplum hayatı ve toplumdaki düzeni sağlamak açısından düşünüldüğünde dinde “haram” adı verilen yasakların ne kadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılabilir. Durum böyle olmakla birlikte İslâm yine de ilke olarak helal alanı geniş bırakmış, insanlar yetkilerini kötüye kullanmadıkça, hadlerini aşıp başkalarının haklarına tecavüz etmedikçe ve genel ilkelere aykırı davranmadıkça da bu helal alana yasak koyarak müdahale etmemiştir. Esasen bazı ayetlerden (el-Bakara 2/29; el-Câsiye 45/13) hareketle fakihler tarafından oluşturulmuş olan “Eşyada aslolan, mubah oluştur” kuralı da bunu anlatmaktadır.

Helal ve haram dinin aslına dâhil olduğu ve Kur’ân’da yer yer “Allah’ın sınırları” (hudûdullah) ifadesiyle anıldığı için (bk. el-Bakara 2/187, 229, 230; en-Nisâ 4/13) bunlara riayet etmek dindarlığın en önemli göstergelerindendir. Buna göre iman ve ibadetler ferdin yaratanına karşı kulluğunu ve bağlılığını simgeleyen bir anlama sahip olduğu gibi, dinin birtakım gayelerle koyduğu yasaklara ve sınırlara uymak da yine dindarlığın, Allah’a karşı gösterilmesi gereken bağlılık ve kulluğun bir gereği ve sonucudur. Bunun içindir ki, hadislerde ve fıkıh kitaplarında haramlardan kaçınma ile farzları yerine getirme aynı düzlemde ele alınmış, hatta birçok yerde haramlardan kaçınma daha önemli sayılmıştır.

Fıkıh bilginleri, ilgili ayetleri, hadisleri ve dinin genel hedeflerini dikkate alarak helal ve haramları belirlemeye çalışmış bunlarla ilgili genel ilkeler de oluşturmuşlardır. Fıkıh kitaplarında bu konular daha çok “Kerâhiye ve istihsan” veya “Hazr ve ibâha” gibi özel başlıklar altında ele alınmaktadır. Bu bölümlerde yiyecek, içecek, giyim kuşam, insanlar arası ilişkiler gibi pek çok konuda helal ve haram hususlar ele alınmaktadır.

Haram ve Helalin Tanımı

Haram Kavramı

Haramlık durumuna “hurmet”, haram kılmaya “tahrîm”, haram kılınan fiile veya nesneye de “haram” adı verilir. Muharram, hazr, mahzûr, memnû, menhiyyun anh terimleri de, haram terimi yerine kullanılabilir. Özündeki (aslındaki) veya vasfındaki bir kötülükten dolayı, kesin bir delille ve açık/bağlayıcı bir ifadeyle yapılmaması istenen fiillere haram denir.

Tanımdaki üç unsur çok önemlidir:

1- Özünde veya vasfında bir kötülük ve zarar bulunmak,

2- Yasaklığı kesin bir delille sabit olmak,

3- Delâlet açısından kesin bir ifadeyle yasaklanmak.

Bu tanıma göre, bir fiilin haram olabilmesi için kesin birer delil olan ayetle, mütevatir veya meşhur sünnetle ve aynı zamanda da kesin ve bağlayıcı bir ifadeyle yasaklanması gerekir. Allah’a şirk koşmak, ana-babaya karşı gelmek, başkasının malını haksız yere yemek, hırsızlık yapmak, eksik ölçüp tartmak, adam öldürmek, evlilik dışı cinsel ilişki (zina), alkollü içki içmek, kumar oynamak, yalan söylemek, İslâm dininin kesin haram kabul ettiği ve yasakladığı bazı fiillerdir. Haram kılınan fiiller, mutlaka özünde veya vasfında bireysel ya da toplumsal bir kötülük ve zarar barındırır.

Tanımda sözkonusu ettiğimiz haramın sübutundaki kesin delil arayışı, Hanefîlere göredir. Hanefîler dışındaki İslâm hukukçularının çoğuna göre ise haram, zannî delil sayılan ve kesin bilgi ifade etmeyen haber-i vâhid ile de sabit olabilir. Hanefîler, haber-i vâhidle kesin ve bağlayıcı şekilde yasaklanan fiile ”tahrîmen mekruh”, kesin ve bağlayıcı olmayan yasaklamaya ise “tenzîhen mekruh” adını verirler. Çünkü Hanefîler, haklı olarak, haram gibi çok önemli bir yasaklayıcı hüküm delilinin kesinlik niteliği taşıması gerektiğini savunurlar. Dolayısıyla da, sübut ve ifadenin bağlayıcılığı açısından zaaf taşıyan yasaklamanın derecesini bir alta düşürerek, bu fiile mekruh hükmünü verirler.

Haramın Türleri

1. Özünden Haram (haram li-zâtihî/li-aynihî)

A. Tanımı

Dinin ana kaynaklarının (Allah ve resulünün) özü yani mahiyeti ve varlığı açısından kötülük ve zarar içermesi dolayısıyla temelden haramlığına hükmettiği fiildir. Bu tür haramlara “doğrudan/temelden/sürekli haram” da denebilir. Kasıtlı cinayet, zina, hırsızlık, başkasının malını haksız yere yemek, alkollü içki içmek veya uyuştururcu kullanmak, yalan söylemek, meyte (murdar et, leş) yemek ve satmak, evlenme yasağı bulunanlarla evlenmek gibi. Bu fiiller, özünde zarar ve kötülük içerdiklerinden dolayı, yapısı açısından haram kılınmışlardır. Özünden haramlar; dinin beş temel amacı olan can, akıl, din, nesil ve malın korunmasını birinci dereceden hedefleyen yasaklardır. Söz gelimi alkollü içkilerin haram kılınması, özündeki sarhoş edicilik dolayısıyladır ve akıl sağlığını korumaya yöneliktir.

B. Hükmü

Özü itibariyle haramın hükmü üç açıdan ele alınabilir:

a. Meşruiyeti: Fiil, temelden gayri meşru sayılır; zaruret durumu dışında hiçbir biçimde meşruluk kazanamaz. Zaruret durumunda da, sadece zarureti savacak ölçüde geçici bir ruhsat/izin vardır.

b. Hukukî sonucu: Mükellef bu fiili yaparsa, bâtıl kabul edilir, fiile hiçbir olumlu sonuç bağlanmaz ve ulaşılmak istenen menfaat fiilin sahibine tanınmaz. Söz gelimi neseplerin karışmasına ve toplumun çözülmesine yol açan zina fiili, nesep ve mirasçılığın sübutu için sebep olamaz. Evlenmesi haram kılınan yakınlardan biriyle yapılan evliliğe, meşru evliliğe bağlanan mirasçılık ve nesebin sübutu gibi sonuçlar bağlanamaz. Hırsızlık fiili, mülkiyetin kazanılması için sebep oluşturamaz. Meytenin satılması meşru olmadığından, böyle bir satıma, meşru satım sözleşmesine bağlanan sonuç (mülkiyetin intikali) bağlanamaz.

c. Yaptırımı: Bir şeyin haram kılınarak yasaklanmış olması, hem iman, hem de amel bakımından büyük önem taşır.

– Haramın İmanî Yönü: Haram kılınan şeyin haramlığına inanılması ve bu hükmün dinin bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerekir. Haramı inkâr edenler, hafife alıp alay edenler veya helal sayanlar, dinin sınırları dışına çıkar.

– Haramın Amelî Yönü: Haramın karşılığında, bir farz olduğu düşünülür; bunun için haramın zıddı/terki farzdır. Dinen yasaklanmış haram fiillerden kesinlikle uzak durulması gerekir. Haram fiili işlemekten sakınanlara “âdil”, işleyenlere ise “fâsık, âsî, günahkâr” denir. Haramı yapmayıp terkeden; övgü ve sevap kazanır; özürsüz yapan ise fiilin haramlık derecesine göre âsî ve günahkâr olur, kınanır ve fiilin durumuna göre değişen dünyevî ve/veya uhrevî cezayla karşılaşması (‘itâb ve ‘ikâb) söz konusudur. Haramı işleyenler, büyük günah işlemiş ve çoğu defa kul hakkı yemiş olduklarından ya da toplumun huzur ve düzenine zarar verdiklerinden, Allah’ın gazabına uğrarlar, cehennem azabını hak ederler.

Haramları işlemek, kötülüğe duyarlılığı yok ettiği gibi, iyiliklere düşman olmaya da yol açabilir. Bunun için, herhangi bir zaruret olmaksızın bir haramın işlenmesi, Müslümanın adalet (din ve ahlâk bütünlüğü) ve mürüvvet (şeref ve saygınlık) vasıflarını zedeler.

Yüce Allah, rızasını gözetmek ve hitabına uymak niyetiyle haramdan uzak duranı ödüllendirir. Böyle bir niyet olmaksızın saf bir terk, ödüllendirileceğine delil bulunmayan bir durumdur. Çünkü ameller, niyetlere göredir; herkes niyet ettiğinin karşılığını alır. Saf terk, kişinin günahlığını bilmediği ve nefsinin de yöneltmediği günahlardan uzak durmasıdır. Haramı işleme günahı, ancak haramlığını bile bile işleyen için söz konusudur. Haramlığını bilmeden işlemek, günah olmaz. Ancak bilgisizlik, başkasının malını telef etme durumunda tazminat ödemesini, haramlığı bilebilecek durumdakine de dünyevi ceza uygulanmasını engellemez.

2. Dolaylı Haram (haram li-ğayrihî)

A. Tanımı

Dinin ana kaynaklarının (Allah ve resulünün) özü/mahiyeti açısından değil, vasfı açısından kötülük ve zarar içermesine dayanarak dış bir unsur dolayısıyla haramlığına hükmettiği fiildir. Bu tür haramlara, “vasfından dolayı/geçici haram” da denebilir. Dolaylı haramlar; dinin beş temel amacı olan can, akıl, din, nesil ve malın  korunmasını genelde ikinci, bazan birinci dereceden hedefleyen yasaklardır. Riba (faiz) veya fâsit şart içeren satış; başkasının malını rızasız almak gibi. Bu fiiller, özünde zarar ve kötülük içerdiklerinden dolayı değil, vasfından dolayı haramdır. Bu haramlık, haram bir fiile bitişik olması veya harama sebebiyet vermesi gibi dış bir durum dolayısıyla ortaya çıkar. Mesela az önce geçen riba (faiz) veya fâsit şart içeren satışı ele aldığımızda şunu görürüz: Satış aslında meşru bir fiildir. Söz konusu yasak, fiilin aslı açısından değil, fiille yakın ilişkisi bulunan geçici bir gayri meşru durumdan dolayı konmuştur. Bu gayri meşru durum, ribalı satışta, karşılığı olmayan bir fazlalığın bulunması; fâsit şart taşıyan satışta ise, sözleşmenin ihtilaf ve çekişmeye açık olmasıdır. Başkasının malını rızasız almak fiilinde, bizzat başkasının malını almak bölümü için herhangi bir haramlık sözkonusu değildir; haramlık, başkasının malına mâlikinden izinsiz olarak elkoymaktan dolayı ortaya çıkmıştır.

B. Hükmü

Dolaylı haramın hükmü de üç açıdan ele alınabilir:

a. Meşruiyeti: Fiil, aslı açısından meşrudur, ama vasfı açısından gayri meşru sayılır. Vasfındaki gayri meşruluk ortadan kaldırılmadıkça, dolaylı haramlık sona ermez.

b. Hukukî Sonucu: Mükellef dolaylı haram fiili yaparsa, Hanefîlere göre bu fiil bâtıl kabul edilmez; böyle bir fiil, kendisine bazı hukukî sonuçlar bağlanacak bir sebep oluşturabilir. Söz gelimi, ribalı veya fâsit şart taşıyan satış, bâtıl akitlerden değil, fâsit akitlerden sayılır. Sözleşmenin tarafları, bu sözleşmeyi olduğu gibi uygulamaya koyarlarsa, her biri lehine karşılıklı edimler üzerinde mülkiyet hakkı doğar. Ancak, Şâri’nin yani Allah ve resulünün, bunun haramlığını gerektiren yasağının bulunması dikkate alınınca, böyle bir mülkiyet nezih sayılamaz; böyle bir mülkiyet, habis bir mülkiyettir.

c. Yaptırımı: Dolaylı haramda, meşru kısım yapılabilir, ama haram kısmın terki farzdır. Haramı yapmayıp terkeden, mükâfat ve sevap kazanır, yapan ise fiilin haramlık derecesine göre âsî ve günahkâr olur; dünyevî ve/veya uhrevî ceza söz konusudur. Ayet veya hadislere dayalı olan kesin dolaylı haramı inkâr eden de, dinin sınırları dışına çıkar. Haramlığın sübutu kesin delile dayalı değilse, helal sayan kimse tekfir olunmaz ama fâsık olarak nitelendirilir. Haram şüphesi bulunan şeyden kaçınmak esastır: “Sana şüpheli geleni bırak, şüpheli gelmeyeni al.” (Buhârî, “Büyû”, 3; Tirmizî, “Sıfatu’l-kıyâmet”, 60). Helalliği-haramlığı şüpheli şeyler konusunda Hz. Peygamber (s.a.) sınır çizgileri hassasiyetini hatırlatarak, “hükümdarın korusu” benzetmesiyle, durumu veciz biçimde belirtmektedir: “Helal apaçık bellidir. Haram da, apaçık bellidir. Bu ikisi arasında, halktan birçoğunun, helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Dinini ve namusunu korumak için, bunları yapmayan esenliktedir. Bunlardan bazısını yapan ise, haram işlemeye çok yaklaşmış olur. Nitekim korunun çevresinde hayvanlarını otlatan kimse de koruya dalma tehlikesiyle burun buruna gelmiş olur. Dikkat ederseniz, her hükümdarın bir korusu vardır. Allah’ın korusu ise, haram kıldığı şeylerdir” (Buhârî, “İman”, 39; “Büyû”, 2; Müslim, “Müsâkât”, 107; Tirmizî, “Büyû”, 1; İbn Mâce, “Fiten”, 14).

Buna göre, sınırları belirlenmiş alanlar konusundaki hassasiyet kadar, sınırı geçme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan şüpheli şeylerden de kaçınmak, onların uzağında olmak gerekir. Haram şüphesi, haram veya helale ilişkin nasların sübut (varlık kuvveti) veya delâletleriyle (açıklık) ilgili olabileceği gibi, hükmün yaşanan olaya uygulanması sırasında da ortaya çıkabilir. Haram olma ihtimal ve şüphesi kuvvetli ve ağırlıklı olursa, bundan kaçınmak gerekir. Ancak, bazı zayıf ihtimaller veya şüpheler dolayısıyla meşru fiilleri yasaklamak doğru değildir. Böylesi bir tutum, hayatı zorlaştırdığı gibi, kişilerde yersiz vesveseler de üretir.“Helal ve haram bir arada bulunduğunda, haram helale tercih edilir.” ilkesi, haramların işlenmesinin doğuracağı zararların ve kötülüklerin önlenmesinin önceliğini anlatır.

Haramın Dereceleri

Haramlar, günahın ve bireye ya da topluma verdiği zararın ağırlığı açılarından farklı derecededir. Bu derecelendirmeyi, ayet ve hadislerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucu, şöylece yapabiliriz:

– Allah’a şirk koşmak: Amaçlarına göre haramlar tasnifinde geçtiği üzere, İslâm dininin tevhid ve tenzih eksenli inanç sistemine uygun bir Müslüman kişiliği oluşturma amacıyla, bazı haramlar belirlenmiştir. Bu çerçevedeki en büyük haram, Allah’a şirk koşmaktır.

– Büyük günahlar: Allah’a şirk koşmaktan sonra, büyük günahlar gelir. Dinî literatürde kebîre (çoğulu: kebâir) denen büyük günahlar da, kendi aralarında bir derecelendirmeye tâbidir. Mesela Hz.Peygamber’e (s.a.) “Hangi günah, en büyüktür?” diye sorulunca şu cevabı vermiştir: “Seni yaratmış olan Allah’a ortak koşmandır.” Tekrar soruldu: “Daha sonra hangisi?” Şu cevabı verdi: “Komşunun hanımıyla zina etmendir.” Üçüncü defa soruldu: “Daha sonra hangisi?” Cevabı şu oldu: “Seninle yemeğini paylaşır korkusuyla çocuğunu öldürmendir.” (Buhârî, “Tevhid”, 40; Müslim, “İman”, 141). Namaz, oruç gibi farzları terk etmek, kumar, hırsızlık, yalan, iftira, cinayet gibi fiilleri yapmak da büyük günahlar arasındadır.

– Küçük günahlar: Haramların en alt kademesinde, küçük günahlar yer alır. Dinî literatürde sağîre (çoğulu: sağâir) denen bu günahlar da çok çeşitlidir.

Haramı İşleme Ruhsatı

Haramı işlemek, zaruret veya zaruret derecesine varan ihtiyaç durumlarında bahis konusu olabilir. Yasak fiil bu halde “ruhsat” denilen istisnâî hükümle sadece ihtiyacı giderme derecesinde ve geçici olarak mubah, hatta bazen vacip (farz) hale gelebilir. Bu durumda ruhsatlar, iki türlüdür:

1. Terfîh (genişlik) ruhsatı (Mubah ruhsat)

a. Tanımı: Haram (azîmet/ana) hükmü ve bu hükmün sebebi ortadan kalkmadığı halde, mubah muamelesi gören ruhsattır. İkrah altında yani öldürülme veya bir uzvun yok edilmesi baskı ve tehdidiyle zorlanma durumunda, başkasının malını telef etme, baskı altında orucunu bozma, ihramlıyken hac yasağını işleme ve hayati tehlike oluşturan açlık durumunda izinsiz olarak başkasının malından yeme gibi. Bu ruhsat, hakikat anlamında ruhsat denmesini en çok hakeden özelliktedir. Bu tür ruhsatta, yükümlünün önünde azîmeti veya ruhsatı seçmek gibi iki çözüm yolu bulunmakta, ama ruhsat yolunu seçmek bir genişlik sağlamaktadır.

b. Hükmü: Mükellef, azîmet hükmüne uymak ile ruhsattan yararlanmak arasında serbest bırakılır. Bununla birlikte azîmeti tercih ederek ruhsatın kullanılmaması evlâdır, ecir ve sevap kazandırır.

2. Iskat (zaruret ve kolaylık) ruhsatı (Vacip ruhsat)

a.Tanımı: Haram (azîmet) hükmü ve onun sebebi ortadan kalkan ruhsattır. Şiddetli açlık durumunda hayatî tehlikeyi atlatıp ölümden kurtulmak için domuz eti veya meyte gibi haram gıdaları kullanmak; boğaza takılan bir lokmayı başka bir sıvı bulamayınca şarap içerek hareket ettirmek örnek olarak hatırlanabilir. Buna mecâzî ruhsat da denir. Burada, artık tek seçenek vardır, o da ruhsatı kullanmaktır; ruhsat, azîmet olmuştur.

b. Hükmü: Yükümlünün, canını veya bir uzvunu kaybetmekten endişe etmesi durumunda ruhsatı kullanmak vaciptir (el-Bakara 2/173). Çünkü haram olma ve onun sebebi (sağlığa zararlı oluş), şiddetli açlık durumunda yok hükmündedir. Aslında İslâm, murdar eti yemeyi sağlığa zararlı olduğu için haram kılmıştır. Oysa burada, ölüm söz konusudur. Ölüm karşısında, ondan daha hafif olan sağlığa zarar düşünülmez. İşte böyle bir durumda kişi ruhsatı kullanmaz ve azîmet hükmünde ısrar ederek sonuçta ölürse, Allah katında günahkâr ve sorumlu olur. Çünkü ayetlerin verdiği açık izni kullanmayarak, kendi ölümüne sebebiyet vermiştir. Can kaybına sebep olmak ise haramdır (el-Bakara 2/195; en-Nisa 4/29). Buna ruhsat denmesi, az önce de ifade edildiği gibi gerçek anlamda olmayıp mecâzî anlamdadır.

Helal Kavramı

Helal terimi, mubah teriminin eş anlamlısıdır. Mubah için, ayrıca “hıll (bağlanmamış/yasaklanmamış/bağsız), mutlak (serbest), câiz (olağan)” terimleri de kullanılır.

Mubahın kaynağı, ya dindir (ibâha-i şer’iyye), ya da insanlara her şeyin serbestliği kuralına haram-helal, kötülük iyilik, zarar-yarar ölçütlerinin uygulanmasıyla görevli insan aklıdır (ibâha-i akliyye)

1. İbâha-i şer’iyye

Şâri’nin fiil veya terkinin cevâzını bizzat düzenlediği mubahlardır. Dolayısıyla, bunların mubahlığı şer’îdir; yani mubahlığı dinî kaynaklarla tesbit edilmiştir. Deniz avının ve yenmesinin helalliği (el-Mâide 5/96), kurban etlerini saklamanın helalliği (Buhârî, “Edâhî”, 16) gibi. Bu tür mubahları/helalleri inkâr etmek, kesin bir delile dayanıyorsa küfürdür, kişiyi dinden çıkarır. Yeme içmenin (el-Mülk 67/15), nikâhın ve kesin delile dayalı benzerlerinin inkârı gibi. Farz ve haramın altındakileri te’vilsiz olarak inkâr, fısktır; te’vile dayalı olursa, herhangi bir şey yoktur. Allah’ın haram kılmadığını haram kılan, Allah’ın haram kıldığını helal kılan gibidir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur: “De ki: ‘Haydi, Allah şunu haram kıldı’ diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar” (el-En‘âm 6/150).

2. İbâha-i Asliyye/Akliyye (Istıshâbu’l-Hâl/Hükm-i Aslî) Yasaklamaya ilişkin herhangi bir ayet veya hadis bulunmadığı için, aslî hüküm olan mubahlık (ibâha), aksi sabit oluncaya kadar aynen devam eder. Bunun için, “Eşyada aslolan, mubah oluştur” (el-aslu fi’l-eşyâi el-ibâha) ilkesi vardır. Günlük insanî ihtiyaçlarımızın geneli mubahtır. Şeker yemek, pamuk veya yün yatakta yatmak gibi. Bu tür mubahlar, bazı hadislerde “afv” (serbest) olarak adlandırılır. Hz.Peygamber’e (s.a.) susam ve peynir sorulunca şu cevabı verdi: “Helal, Allah’ın kitabında helal kıldığıdır. Haram, Allah’ın kitabında haram kıldığıdır. Susmuş oldukları ise affedilenlerdir. Çünkü Allah, asla hiçbir şeyi unutmaz.” Sonra, “Rabbin, asla unutkan değildir.” (Meryem 19/64) ayetini okudu (Tirmizî, “Libâs”, 6; İbn Mâce, “Et‘ıme”, 60).

GÜNLÜK HAYATIMIZDAKİ BAŞLICA HARAMLAR – HELALLER

A. Gıdalarda Haramlar-Helaller

1. Hayvanî Gıdalar

Kur’ân-ı Kerim’de eti yenebilen hayvanlarla ilgili ayrıntılı bir dizin yerine, tür olarak sadece domuz etinin haramlığı belirtilmekle yetinilmiştir. Haram kılınan hayvanların ölüm tarzı ile kesim usûlü öne çıkarılmıştır. Buna göre, i sanlar tarafından yendiği genel olarak bilinen hayvanlar için bazı değinilerde bulunulmuş ve sadece belli vasıfları taşıyan hayvanların veya kısımlarının haram olduğu belirtilmiştir.

a. Cinsleri

Kara Hayvanları

Domuz etinin ve yağının yenmesi haramdır. Kur’ân-ı Kerim’de doğrudan, açık ve kesin biçimde etinin yenmesi yasaklanan tek hayvan türü domuzdur (el-Bakara 2/172-173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/145; en-Nahl 16/115). Hz. Peygamber (s.a.) de bu yasağı pek çok hadisinde teyid etmiştir (Buhârî, “Büyu”, 112; Ebû Dâvûd, “Büyu”, 66; Tirmizî, “Büyu”, 61).

Diğer kara hayvanlarına gelince, Kur’ân-ı Kerim’de gıdaların yenmesi, genellikle temiz-pis (tayyibât-habâis) karşıtlığıyla ele alınarak, temel ölçüt verilmiştir: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yeyin. Allah’a kulluk ediyorsanız, ona şükredin” (el-Bakara 2/172); “Sana, kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size temiz şeyler ve Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların yakalayıp tuttuğu (avlar) helal kılındı…” (el-Mâide 5/4). Hz. Peygamber de bazı somut belirlemelerle bu genel ilkeyi açıklamıştır.

Bu açıklamalara göre, eti yenmeyen hayvanlar üç kısma ayrılabilir:

– Azı dişleriyle kapıp avlayan, parçalayan ve kendisini savunan hayvanların etleri haramdır. Domuz, kurt, ayı, arslan, kaplan, pars, maymun, sansar, sırtlan, fil, köpek, kedi, keler, tilki, gelincik gibi dört ayaklı hayvanlar bu kabildendir. Hz.Peygamber şöyle buyurmuştur: “Azı dişi olan her yırtıcı hayvanın yenilmesi haramdır.” (Müslim, “Sayd”, 15-16; Ebû Dâvûd, “Et‘ıme”, 32).

– Tırnaklarıyla kapıp avlanan ve korkunç tabiatlı olan kuşların etleri de haram veya tahrîmen mekruhtur. Kartal, akbaba, atmaca, çaylak, kuzgun, karga, yarasa, şahin gibi kuşlar bu niteliktedir. Hz. Peygamber “Pençesi ile avlanan her kuş haramdır.” buyurmuştur (Müslim, “Sayd”, 15-16; Ebû Dâvûd, “Et‘ıme”, 32) .

– İğrenç tabiatlı olan, insana tiksinti veren hayvanların etleri de haramdır. Fare, yaban faresi, yılan, akrep, kene, kurbağa, kara ve deniz kaplumbağası, arı, karasinek, sivrisinek, köstebek, kirpi ve haşerat bunlardandır.

Melez Hayvanlar

Eti yenen bir hayvanla eti yenmeyen bir hayvanın çiftleşmesinden doğan hayvanların etlerinin yenip yenmeyeceği tartışmalıdır. Hanefîler ve Mâlikîler, doğan yavrunun annesine tâbi olduğunu belirtirler. Dolayısıyla, örneğin at ile eşeğin çiftleşmesinden doğan katır, hüküm itibariyle annesine bağlıdır. Şâfiîler ve Hanbelîler ise, baba veya anneden birinin etinin yenmemesinin yavrunun etinin haramlığı için yeterli olduğu görüşündedirler.

Deniz/Su Hayvanları

Deniz/su hayvanlarının helal ya da haram oluşu, gıdaların helalliği-haramlığı konusunda açıkladığımız ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmiştir. Bu konuda üç ana yaklaşım vardır:

– Bütün Deniz Hayvanları Helaldir Görüşü: Fakihlerin çoğunluğu, bütün deniz/su hayvanlarının -kendiliğinden ölmüş olsa bile- helal olduğu görüşündedir. Ancak karada yaşayan ve yenmesi haram olan insan, domuz, köpek, ayı gibi hayvanların adını taşıyan deniz hayvanlarında farklı görüşler öne sürülmüş, bazıları bunların helal olmadığını savunmuştur; İmam Mâlik’e göre, yalnızca deniz domuzu mekruhtur. Deniz hayvanlarının helal sınırını oldukça geniş tutan bu görüş, şu ayetlere dayanmaktadır: “Sizin için de, yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’tan (bu kurallara uyarak) sakının” (el-Mâide 5/96); “İki deniz, aynı olmaz. Biri tatlı, kandırıcı ve içimi kolaydır. Öteki ise, tuzlu ve acıdır. Bununla beraber, her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için, gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün” (el- Fâtır 35/12).

Ayrıca Hz. Peygamber’e (s.a.) deniz suyu sorulunca, şu cevabı vermiştir: “Denizin suyu temiz, içinde öleni helaldir” (Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 41; Tirmizî, “Tahâret”, 52; Nesâî, “Tahâret”, 46). Bu görüş, deniz gıdaları konusunda, ayet ve hadislerdeki mutlak ve genel ifadelere dayanarak, diğer gıdalar için söz konusu olan ilke ve ölçütleri pek dikkate almaz. Dolayısıyla, deniz ürünlerini yemek, neredeyse sınırsız denecek ölçüde helal görülür. Oysa ayet ve hadislerdeki bu mutlaklığın, diğer gıdalarla ilgili ilke ve ölçütler temelinde değerlendirilmesi daha uygundur.

– Eti Yenen Kara Hayvanlarına Benzeyenlerin Helalliği Görüşü: Şâfiî mezhebi içinde, Hanefîlere biraz paralel düşecek biçimde, su hayvanlarından eti yenen kara hayvanlarına benzeyenleri helal, eti yenmeyen kara hayvanlarına benzeyenleri haram sayan bir görüş bulunmaktadır. Bu görüş, ikinci görüşe sınırlama getiren biraz daha tutarlı bir görüştür.

– Yalnızca Balık Helaldir Görüşü: Hanefîlere göre, deniz hayvanlarından yalnızca bütün türleriyle balık helaldir. Kendiliğinden ölmüş ve su üzerine çıkmış balıklar yenmez, çünkü el-Mâide 5/3 ve diğer ayetlerde geçen meyte (:leş) kavramı, balıklar için de geçerlidir. Dalga, taş, buzlar arasına sıkışma, havasızlık, suyun çok sıcak ya da soğuk oluşu, suyun çekilmesi, avlanma, başına sert cisimle vurma gibi sebeplerle ölen balıklar yenir.

Balık dışındaki deniz hayvanları, ya iğrençtir (habâis), ya da boğazlanmadığı için leş (:meyte) sayılır. Ayrıca Hanefîler, temel ilke ve ölçütleri dikkate alarak, diğer gıdalar konusunda olduğu gibi, deniz gıdaları konusunda da, beslenme ve sağlık açısından gıdaların temiz ve yararlı oluşunu dikkate alarak, ihtiyatı tercih etmişlerdir. Bu yaklaşım, sadece lafızlara takılıp kalmama, daha derinlere nüfuz etme yönüyle çok daha isabetlidir.

Hanefîler, habâis (pis, iğrenç) yorumu yaparken, görünüşlerinden çok, gıda niteliklerine bakar. Deniz ürünleri genellikle güzel görüntüye sahip olmakla birlikte, bazılarını kimi insanlar, kültürel etkenler dolayısıyla iğrenç ve korkunç bulabilirler. Ama bu göreli durum yerine, gıda niteliklerine bakmak daha düzgün bir değerlendirme olur. Kendiliğinden ölen ve su üstüne çıkan balıkların yenmesine cevaz verenlere göre de ette bir bozulma görülmesi halinde yenilemeyeceği açıktır.

Günümüzde çevre kirliliği, zehirlenme vb. bir sebeple ölen balıkların durumu da bu çerçevede değerlendirilmeli ve tıbbî açıdan zararlı olup olmadıkları esas alınmalıdır.

b. Vasıfları

Burada dört vasıf üzerinde durulacaktır:

– Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvan: Hayvan kesiminde Allah adını anmak (besmele çekmek: tesmiye), etin yenmesinin helal olması için şarttır. Bu konuda, tevhide dayalı inanç, düşünce ve davranışı pekiştirmeyi amaçlayan şu ayetler, temel oluşturur: “Onun ayetlerine inanmışsanız, Allah’ın adı anılan şeyden yeyin” (el-En‘âm 6/118); “Üzerine Allah’ın adı anılmayan şeyden yemeyin. Bunu yapmak, Allah’ın yolundan çıkmaktır” (el-En‘âm 6/121). Ayrıca, Allah’tan başkası veya putlar adına kesilen hayvanların yenmesi, özleri helal olsa bile, sırf bu sebeple haram kılınmıştır (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/145; Nahl 16/115). O kadar ki, “üzerine Allah’ın adını anma” ifadesi, Kur’ân-ı Kerim’de birkaç yerde hayvanı kesme anlamına da kullanılmıştır (el-Hac 22/28, 34, 36). Bu şart dolayısıyla, hayvanı kesen veya avlayan kişinin Müslüman yahut ehl-i kitap olması gerekir.

Bu yüzden; ateistlerin, animistlerin ve putperestlerin kestiği hayvanın eti helal değildir. Usûlünce Kesilmeden Ölen Hayvan (meyte, murdar): Dinî kesim usûlünce yapılmayıp kendiliğinden veya başka hayvanların saldırısı sonucu ölmüş hayvanlara meyte (murdar) adı verilir. Meytenin yenmesi haramdır: “Meyte, akmış kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesememişseniz- boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olanlar, dikili taşlar (putlar) adına kesilenler ve fal (şans) oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bütün bunlar, fâsıklıktır” (el-Maide 5/3).

Balık ve diğer su ürünleriyle çekirgede, hem konuyla ilgili hadislere dayanarak (Buhârî, “Zebâih”, 13; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 41; Tirmizî, “Tahâret”, 52) hem de güçlük bulunduğu için, bu şart aranmaz.

– Pislik Yiyen Hayvan (cellâle): Tavuk, kaz, ördek ve hindi gibi eti helal kümes hayvanlarının dinen necis sayılan maddelerle beslendikleri takdirde bekletilmeden kesilip yenmeleri bütün mezheplere göre mekruhtur.

Bu hayvanların bir süre temiz gıdayla beslenmesinden sonra yenmeleri .daha uygun olur. Bu süre için iki, üç, on veya kırk gün gibi bazı rakamlar verilirse de, bazı Hanefî fakihlerin ifadelerine göre böyle bir rakam belirleme yerine hayvandaki pis kokunun gitmesini sağlayacak kadar bir süre esas alınmalıdır.

B. Bitkisel Gıdalar

Sarhoş Edici ve Uyuşturucu Maddeler

İçki, bütün kötülüklerin anasıdır. Sarhoş edici maddelerin zararları, yararlarından daha büyüktür (el-Bakara 2/219). Sarhoş edici içkiler “hamr” kapsamında Kur’ân’da ele alınmış, birey ve toplumlara büyük zararlar veren ve yıkım yapan şeytan işi pisliklerden birisi sayılarak kesin bir üslupla yasaklanmıştır (el-Mâide 5/90-91).

Hz.Peygamber’in (s.a.) “Her sarhoşluk veren şey hamrdır (şarap) ve her hamr da haramdır” (Buhârî, “Ahkâm”, 21; Müslim, “Eşribe”, 73-75; Ebû Dâvûd, “Eşribe”, 5) hadisi, her türlü sarhoş edici sıvı veya katı maddenin haram olduğunu belirtir. Uyuşturucu her çeşit madde de bu kapsamdadır.

İslâm içilmesinin yanısıra, içki ticaretini de haram saymış, Müslümanın gayri müslimle de olsa içki alışverişini yasaklamıştır. Şu lânet, ticareti de içine almaktadır: “Peygamber (s.a.) içki yapanı, yaptıranı, içeni, taşıyanı, kendisine taşınanı, dağıtanı, satanı, parasını yiyeni, satın alanı ve kendisi için satın alınanı lânetlemiştir.” (Ebû Dâvûd, “Eşribe”, 5; Tirmizî, “Büyû”, 58; İbn Mâce, “Eşribe”, 6).

Keyif Verici Maddeler

Sigara içmenin hükmü konusunda farklı bir takım görüşler ileri sürülmüştür. Bununla birlikte tıbben sağlığa çok zararlı olduğunun bilimsel yönden açık biçimde anlaşılması, ekonomik yönden israf olması, ailelerin nafakasını kısıtlaması, doğal ve toplumsal çevreye zararları gibi gerekçelerle, birçok âlim bu sayılanların gerçekleşmesi halinde sigara içmenin haram olduğunu söylemiştir. Belirtilen üç ölçütten herhangi biri gerçekleşmezse, sigara içmek en azından tahrîmen mekruhtur. Nargile ve enfiye gibi bir takım kötü alışkanlıklar da, sigara çerçevesinde düşünülmelidir.

C. Zaruret ve Darda Kalma Durumları

Zaruret, açlık ve susuzluğu giderecek ya da hastalığı tedavi edecek helal bir nesnenin bulunmaması durumudur. İslâm’da zaruretler, mahzurları (haramları) ortadan kaldırır. Bir haramı helal saymamak ve haddi aşmamak kaydiyle, bazen zaruret miktarınca, yasak bir fiil işlenebilir.

Açlık ve Susuzluk Zarureti

Açlık veya susuzluktan ölme kertesine gelen kişi, canını kurtaracak kadar haram nesne yiyebilir veya içebilir: “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (el-Bakara 2/173, el-Mâide 5/3, el-En‘âm 6/119, 145).

Haram Nesnelerle Tedavi Zarureti

İlaç da gıda gibi, hayatın zaruretlerinden biridir. Hz.Peygamber (s.a.), “Allah, şifanızı, size haram kıldığı şeylerde yaratmadı.” (Buhârî, “Eşribe”, 15) buyurmuştur. Birisi Hz.Peygamber’e (s.a.) şarabı sordu, ona bunun yasaklığını söyledi. Soran adam, “Ben onu yalnızca ilaç ve tedavi için bulunduruyorum” deyince de, “O, ilaç değil, derttir” açıklamasını yaptı (Müslim, “Eşribe, 12; Ebû Dâvûd, “Tıb”, 11)
.

Bu hadislere göre, sarhoşluk veren içkilerin olağan durumlarda tedavide kullanılması haramdır. Başkası bulunmadığı için içki veya alkollü ilâç, zaruret prensibi dolayısyıla kullanılabilir. Nitekim Hz.Peygamber, erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cilt hastalığı dolayısıyla bazı sahâbîlerin giymesine izin vermiştir (Buhârî, “Libâs”, 29; “Cihâd”, 91).

Konuyla ilgili ayet ve hadislerin bir bütün olarak değerlendirilmesine göre, haram nesneyle tedavi için, şu şartlar bulunmalıdır:

a. Kullanılmadığı takdirde, sağlığı tehdit eden gerçek bir hastalık bulunmalı,

b. Yerine geçecek helal bir ilaç olmamalı,

c. Uzmanlığına güvenilir bir doktor tarafından tavsiye edilmiş olmalı.

D. Kılık-Kıyafetle İlgili Haramlar – Helaller

Giysiler

Müslüman erkek veya kadının giyim-kuşamında örtülmesi gereken yerler, doğrudan ayet ve hadislerle belirlenmiştir. Bu, dışarıda erkeğin göbekle diz kapağı arası, kadının ise el, ayak ve yüz dışındaki bütün vücudunun örtülmesi şeklinde olur. Allah ve resulü, belli bir elbise modeli üzerinde durmamıştır. Gerek Hz. Peygamber, gerekse dört halife döneminde çeşitli giyim kuşamı olan topluluklar İslâm’a girmiş, fakat bunların hiçbirine modeli belirli standard elbise tipi öngörülmemiştir.

Giyimin temel ilkeleri; avret denilen yerleri örtmek (tesettür), temiz ve güzel görünmek, dikkat çekici davranışlardan kaçınmak, kendi cinsiyetine özgü giysileri giymek ile giysinin şeffaf olmaması, vücut hatlarını belli etmemesi şeklinde belirlenmiştir.

Elbiselerin temel özelliği, avret denilen yerleri örtücü nitelikte olmasıdır. Bu konudaki, başlıca hükümleri, şu ayetler ortaya koyar: “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar… Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (en-Nûr 24/30-31); “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, dışarı çıkarken bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine daha uygundur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir” (el-Ahzâb, 33/59). Erkeklerin, saf ipek veya malzemesinin çoğu ipek olan giyecekler ile altını giyecek, süs ve eşya olarak kullanması haramdır (Ebû Dâvûd, “Libâs”, 4, 9, 11; Nesâî, “Zînet”, 40, 43, 45).

Bunların yanında büyüklük taslamak için giyilen elbise (Ebû Dâvûd, “Libâs”, 40; Tirmizî, “Libâs” 9, 1731; Nesâî, “Zinet”, 106) ile küfür alâmeti taşıyan elbiselerin giyilmesinin (Müslim, “Libâs”, 27; Ebû Dâvûd, “Libâs”, 20; Nesâî, “Zinet”, 96) haram olduğu da bilinmelidir. Giyimle ilgili bu dinî ölçüler dışında, kişiler kendi çevrelerine ve beğenilerine uygun olarak diledikleri tarz, renk ve desendeki giysileri kullanabilirler.

E. Bedene Müdahaleler

Saç Ektirmek ve Peruk Takmak: Hz.Peygamber’in yasakladığı ve lânetlediği şeylerden birisi de, saçı dökülen veya dökülmeyen kimselerin başlarına başkalarının saçlarını koymaları veya bunları eklemeleridir (Buhârî, “Libâs”, 83, 85; Müslim, “Libâs”, 115, 117, 119). Saç takma ve eklemede, hem doğal şekli değiştirmek, hem de karşısındakini yanıltmak, ona genç görünmek vardır ki, İslâm bunları hoş görmemiştir. Bununla birlikte kellik ve dazlaklıktan ağır psikolojik rahatsızlık duyanların saç ektirmesi, bir tür tedavidir, yasak kapsamına girmez.

Kaş Aldırmak: Kaş aldırmak, kaşın kıllarını yolarak iyice inceltmek ve kaşı yukarıya almak sûretiyle yapılmaktadır. Bu, yaratılışı değiştirme mahiyetindedir. Hz.Peygamber’in lânetine, gereksiz tüy ve kaş aldıran ve alanlar da dâhildir (Buhârî, “Libâs”, 82, 84; Müslim, “Libâs”, 120).

Dövme Yaptırmak ve Dişlerin Şeklini Değiştirmek: Hz. Peygamber (s.a.) vücuduna dövme (veşm) yaptıran ve yapana, tedavi amacı dışında dişleri yontarak (teflîc) şeklini değiştiren ve bunu yaptırana lânet etmiştir (Buhârî, “Libâs”, 82-87; Müslim, “Libâs”, 119). Tıbbî ve estetik bakımlardan normal olan dişleri, moda olan şekle uydurmak için söktürüp yaptırmak câiz değildir. Gerek iğne batırıp açılan deliklere boyalı maddeler dökerek yapılan dövme, gerekse diş minelerini mahveden yontma işinin sağlık yönünden de zararlı olduğu bilinmektedir.

Estetik Ameliyat: Büyük paralar harcayarak burun, çene, göğüsler gibi uzuvların şeklini değiştirmekten ibaret olan estetik ameliyatın da, yukarıda geçen ayet ve hadislerin kapsamına girdiği anlaşılmaktadır. Ancak insanı aşağılık kompleksine iten, toplum içinde manen işkence çekmesine sebep olan bir anormallik veya fazlalık olursa, bunun izâlesi, tedavi mahiyetindedir. Peygamberimiz (s.a.) güzellik için dişlerini seyrekleştirenleri lânetlemiştir. Burada geçen “güzellik için” kaydı, bir ihtiyaç sebebiyle yapılan ameliyeleri istisnâ etmektedir.

F. Ev Eşyası ve Gereçleriyle İlgili Haramlar-Helaller

Altın ve Gümüş Kaplar, İpek Sergiler

Sahâbeden Huzeyfe (r.a.) şöyle anlatıyor: Resulûllah (s.a.) bizim, altın ve gümüş kaptan yiyip içmemizi, ipek giymemizi ve ipek sergi üzerine oturmamızı yasakladı ve şöyle buyurdu: “Bunlar dünyada onlar (kâfirler), âhirette ise bizim içindir.” (Buharî, “Eşribe”, 28; “Et‘ime”, 29; Müslim, “Libâs”, 4, 5). Bu hadis, altın ve gümüşün kap-kacak ve ev eşyası, ipeğin de sergi vb. olarak kullanılmasını, erkek ve kadın bütün Müslümanlara haram kılmaktadır.

Resim ve Heykel

Heykel şeklinde olmayan, kâğıt, sergi, örtü, duvar gibi yerlere yapılan resimler hakkındaki yasaklayıcı hadisler, bunun mutlak olarak haram veya helal olduğunu göstermez; resmin konusuna, ressam veya resmi kullananın maksadına ve kullanıldığı yere göre çeşitli hükümler getirir. Bu hükümleri, şöylece belirtebiliriz:

a) Tevhid İnancına ve İslâm Ahlâkına Aykırı Resimler: Mukaddes sayılan, tapınılan, ulûhiyyet (tanrılık) izafe edilen şeylerin resimlerini yapmak ve kullanmak haramdır. İslâmî hükümlere ve ahlâka aykırı olan çıplak insan vb. resimlerini yapmak veya kullanmak da haramdır.

b) Canlı Resimleri: Hadislerden bir kısmı Peygamberimizin (s.a.) canlılara ait resimleri tasvib etmediğini, diğer kısmı ise bilhassa çiğnenen sergide, yaslanılan yastıkta, oturulan minderde vb. olduğu zaman câiz gördüğünü ifade etmektedir. Bunlardan çıkan sonuç, böyle resimlerin dinî bir kutsama ve ululamaya götürmedikçe câiz olduğudur. Titizlik gösterilen nokta, tevhid inancının korunmasıdır.

c) Canlılara Ait Olmayan Resimler: Bunların dışında kalan resimlerden canlılara ait olmayanları yapmak ve kullanmak serbesttir. Heykele gelince, “İçinde heykeller bulunan eve melekler girmez” (Buhârî, “Bed’u’l-halk”, 7; “Megâzî”, 12; Müslim, “Libâs”, 87); “Kıyamet günü azâbı en şiddetli olacaklardan biri de, bu sûretleri yapanlardır” (Buharî, “Edeb”, 75; Müslim, “Libâs”, 96) gibi sahih hadisler Müslümanın evinde heykel bulundurmasına ve heykel yapmasına engeldir.

G. İş-Meslek ve Kazançta Haramlar-Helaller

Bu çerçevede ayrıntılarına girmeden şu fiillerin haram olduğunu hatırlayalım: Haram işlerde çalışmak, hırsızlık ve gasp, ihtikâr (karaborsa), faiz (ribâ), rüşvet, kumar, piyango ve faiz esasına dayanan bireysel emeklilik ve hayat sigortası. Günümüzde bir hayli yaygınlık kazandığı için hayat sigortası üzerinde biraz durmakta fayda vardır:

Hayat sigortasının meşru olabilmesi için yapılan işlem, İslâm hukukuna göre meşru bir hukuki işlem olmalı, para da meşru şekillerde nemalandırılmalı, helal-haram kaidelerine riayet edilmelidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, sigortalının ödediği para “ödünç” olsa, alacağı ancak verdiği kadar olur, fazlası faizdir. Sigortalının ödediği para “ortaklık sermayesi” olsa, bu takdirde kâr ve zararda ortaklık söz konusu olmalıdır. Günümüzdeki sigorta sözleşmelerinde, sigortalıya ait kâr ve zarar, oran olarak önceden belirlenmediğine göre, buna “kâr ve zararda ortaklık” da denemez; çünkü daha kâr belli olmadan sigortalıya verilecek miktar belli olmaktadır. Ayrıca sigorta şirketlerinin hemen tamamının bankalarla bağlantısı vardır, bir kısmı ise zaten bankaların yan kuruluşları gibidir. Toplanan sigorta primleri, haram-helal kaidelerine riayet edilmeden nemalandırılmaktadır. İşte bu sebeple adına hayat sigortası vb. denilen bu tür bir işlem, İslâm’a göre meşru değildir.

H. Aile ve Cinsel Konulardaki Haramlar-Helaller

Muharremât

Müslüman olmayanlar aynı zamanda ehli kitap da değilseler, onlarla evlenmek Müslüman erkek ve kadınlar için haramdır (bk. el-Bakara 2/221). Ehli kitap olan gayri müslimlere gelince, bunlardan kız almak câizdir yani  Müslüman erkekler yahudi ve hıristiyan kadınlarla evlenebilirler (el-Mâide 5/5). Ancak Müslüman kadınlar, müşrik ve dinsizlerle evlenemeyecekleri gibi, yahudi ve hıristiyan erkeklerle de evlenemezler (bk. el-Bakara 2/221; el- Mümtehine 60/10).

Bir Müslüman erkeğin, fâhişe kadınla evlenmesi câiz değildir. Zina yapan ve bunu gizlemeyen erkek de böyledir (en-Nûr 24/3). Ancak tövbe edip nefsini ıslah eyleyenlerle evlenilebilir.

Geçici Evlilik

İslâm’dan önce zina ve geçici bir zaman için evlenme (nikâhu’l-müt’a) yaygındı. İlk Müslümanları tedricen bu âdetten uzaklaştırmak ve evlenme imkânına kavuşuncaya kadar kolaylık sağlamak üzere, Hz. Peygamber geçici evliliğe izin vermiş, sonra yasaklamıştır. Sahâbenin cumhûru son yasaklamanın sürekli olduğu görüşündedir.

Çocuk Düşürmek veya Aldırmak

Annenin hayatını tehdit eden zorunlu bir durum olmadıkça, çocuk düşürmek veya aldırmak (kürtaj) haramdır: “De ki, ‘Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de, onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Meşru bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte Allah, size bunu emretti ki aklınızı kullanasınız” (el-En‘âm 6/151); “Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek, gerçekten büyük bir günahtır” (el-İsrâ 17/31). Eski bilginlerin zamanlarının tıp bilgisi ışığında gebeliğin üstünden henüz belli bir zaman (yüz yirmi gün) geçmeden nutfe veya ceninin hayatına son verilebileceğine ilişkin görüşleri doğru değildir.

Cinsel Yasaklar

Ayrıntısına girmeden bu çerçevede şu fiillerin haram olduğunu hatırlayalım: Yabancı birisinin avret yerine bakmak, elle boşalma (istimnâ/mastürbasyon), üreme organından başka bir yerden cinsel birleşme, adet gören kadınla cinsel ilişkiye girme, zina, homoseksüellik, lezbiyenlik/sevicilik, yabancı (nâmahrem) olan karşı cins ile baş başa kalma (halvet), hayvanla cinsel ilişki, kadınsı veya erkeksi davranışlar.

I. Dinlence ve Eğlenceyle İlgili Haramlar – Helaller

Evde Hayvan Bakmak

Domuz veya köpek gibi, hakkında özel bir yasaklama bulunmadıkça veya hayvan için eziyet, çevre için kirlilik ve rahatsızlık oluşturmadıkça, evde hayvan beslemenin kural olarak câiz sayıldığı söylenebilir. Evde korunma ve avlanma amacı dışında süs olarak köpek beslenmesi, genel olarak hoş karşılanmamış ve haram görülmüştür. Bu hüküm, Hz.Peygamber’in (s.a.) şu hadisine dayandırılır: “Av, tarla, bahçe, sürü köpekleri müstesna olmak üzere, köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksilir” (Buhârî, “Zebâih”, 6; Müslim, “Müsâkat”, 46, 50, 56-58.

Köpek bulunan eve meleğin girmediğini bildiren hadisler de (Buhârî, “Bed’u’l-halk”, 7, 17; “Libâs”, 77; Müslim, “Libâs”, 81; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 89) bu hükmü pekiştirmektedir.

Tavla, Satranç ve Benzeri Oyunlar

Tavlanın yasaklığını bildiren hadisler, kumara âlet edilmesiyle ilgilidir. Ayrıca, satrançla ilgili haramlık için, sağlam bir delil yoktur. Sadece dinlenmek ve eğlenmek için tavla, satranç, kâğıt, domino, okey gibi oyunları oynamanın mubah (serbest) olabilmesi için dört şart vardır:
— Namazın geçmesine veya gecikmesine sebep olmamak,
— Hiçbir menfaat beklememek; kumar oynayarak kazanç elde etmek istendiği takdirde, kesinlikle haramdır,
— Oyun esnasında dilini kötü sözden korumak,
— Normal dinlenme ve eğlenme ölçülerini aşarak vakit israfına varan alışkanlık ve düşkünlük haline getirmemek. Bu sayılan şartlar, dinlenme ve eğlenme amaçlı bütün oyunlar için geçerlidir.

Hayvan Döğüştürmek

İslâm öncesinden günümüze kadar uzanan bir âdet de horoz, manda, boğa, tosun, hindi, kaz, köpek gibi hayvanları dövüştürüp seyretmek ve eğlenmektir. Zevk ve eğlence uğruna hayvanlara eziyet etmekten ibaret olan bu âdeti peygamberimiz yasaklamıştır (Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 51; Tirmizî, “Cihâd”, 30). Şarkı-Türkü Söylemek, Dinlemek ve Çalgı Çalmak Müziğin, duruma göre değişen hükümleri vardır:— Vakitlerinin çoğunu buna veren, iştigali âdet haline getiren kimse için mekruhtur.

— Güzel sesten zevk alma dışında bir duyguya kapılmayan kimse için müzik mubahtır.
— Allah sevgisiyle dolup taşan, duyduğu güzel ses kendisinde yalnızca güzel sıfatları tahrik eden kimse için müstehaptır.

— Dünya arzusu ve şehvet hisleriyle dolup taşan gençler için yalnızca bu duyguları tahrik eden müzik haramdır.

— Şarkı söyleyen kadın olur, dinleyen de kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır.

Burada haram hükmü müzikten değil, kadının sesinden gelmektedir. Aslında kadının sesi haram değildir; ancak şehveti tahrik ederse Kur’ân okumasını bile dinlemek haram olur.

— Müzik âleti içki meclislerinin sembolü olan âletlerden ise bunu kullanmak haram olur; diğerleri mubah olmakta devam eder.

— Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırıysa, bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.

En güncel DHBT Bilgileri Cep Telefonunuza gelmesi icin abone olun.