Kader İnancı – İslam İnanç Esasları 8.Ünite Özeti

Giriş

Kader Allah’ın canlı ve cansız bütün yaratıklarına ilişkin ezeli planını, kaza da bu planını gerçekleştirmesini anlatır. Kader kelimesi sözlükte bir şeyin miktarını, şeklini ve niteliğini belirlemek; kaza ise hükmetmek, tamamlamak, emretmek ve yerine getirmek anlamına gelir. Terim olarak kader “Allah’ın yaratacağı bütün varlık ve olayları ezelde ilim ve iradesiyle belirlemesi”, kaza da “Allah’ın varlık ve olaylara ilişkin olarak ezelde belirlediği planı gerçekleştirip yaratması” şeklinde tanımlanır.

KUR’AN’DA KADER VE KAZÂ

“Biz her şeyi (belirlenmiş) bir kadere göre yarattık” (el-Kamer 54/49). Kaynaklarda bu âyetin, Mekke’li müşriklerin Hz. Peygamber’le kader konusunda yaptıkları şiddetli tartışma üzerine nâzil olduğunun belirtilmesi ayette geçen bi-kaderin kelimesine ölçü değil, kader anlamının verilmesini teyit eder. Buradaki kader kelimesine ölçü anlamı verilse bile ölçmek de sonuç itibariyle bir belirlemede bulunmaktır.

“Allah’ın farz kıldığı konularda peygamber için bir zorluk yoktur. Önceden geçmiş peygamberler hakkında da Allah’ın sünneti budur. Allah’ın (Zeyneb’in Peygamber’le evlenmesine dair) emri gerçekleşmiş bir kaderdir (el Ahzâb 33/38).

Kazâ kelimesi ise isim olarak değil sadece fiil kalıbında Kur’an’da yer almıştır. Örnek olarak şu âyet zikredilebilir: “Allah gökleri yedi gök olarak yarattı” (Fussılet 41/12). Bu ayette geçen “kazâ” fiili yaratmak ve icad etmek anlamında kullanılmıştır. Ayetlerde geçen “makzî” kelimesi de kazâ anlamına gelir. Nitekim Hz. Meryem’in Hz. İsâ’ya hamile kalmasınadan söz eden âyette “zaten bu iş olup bitmiştir” (Meryem 19/21) denilerek bu kelime kazâ mâınasında kullanılmıştır.

Kur’an’da iman esaslarının belirtildiği âyette (en-Nisâ 4/136) kadere iman etmeye yer verilmemiştir. Ancak buna dayanarak İslâm dininde kader inancının bulunmadığını ileri sürmek isabetli olmaz. Çünkü kader inancı Allah’a iman etmeye dâhildir.

İlim Sıfatı ve Kader

O Yaratan bir varlıktır, yaratıcının bilmemesi ise düşünülemez. Zira bilmek bir yetkinliktir, her şeyi bilmek, özellikle her şeyi var olmasından önce bilmek en büyük yetkinliktir. Allah en yetkin varlık olduğu için bu niteliklere sahiptir. Allah’ın ilim sıfatı şöyle tanımlanır: “İlim sıfatı Allah’ın, zaman ve mekân sınırı olmaksızın küçük-büyük, gizli aşikâr, maddî-manevi her var olanı gözlem yapmışçasına hakkıyla bilmesi ve bu niteliğe sahip olmasıdır”. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır, gaybın anahtarı O’nun katındadır, uzayda ve yerkürede geçmişte ve şu anda var olan ve gelecekte vuku bulacak olan her şeyi bilir.

Kaderin ana unsurunu vuku bulacak her şeyi, yaratmadan önce bilip yazması oluşturduğundan, varlık âleminde Allah’ın ilminin en yetkin konumda olduğuna inanmak İslâm dini açısından zorunludur.

İrade Sıfatı ve Kader

İrade, Allah’ın emirleri, hükümleri ve fiillerinde hür olduğunu ve her şeyi dileyebileceğini öngören bir sıfattır. Bu nitelik hem irade, hem de meşiet kavramıyla ifade edilir. Konuyla ilgili âyetlerde belirtildiğine göre , Allah dilediğini kesinlikle yapan en üstün ve en yetkin iradeli varlıktır.

Allah’ın yaratıklarına ilişkin iradesi mutlak, özgür ve önüne geçilemez olup insanın irade hürriyetini sınırlayıcıdır; iyi-kötü, hayırşer, güzel-çirkin türünden evrende olup biten her şey Allah’ın iradesi doğrultusunda gerçekleşmektedir. İlâhî irade, insanların sorumlu tutuldukları alanlara giren konularda iradelerini kullanmalarını da kapsayan ve tercihlerine bağlı olarak onlara yardım etmeyi veya onları yardımsız bırakmayı da içeren bir niteliktedir. İlâhî irade hikmet ve adalet içeren amaçlar da gözetir. Allah, dilediği eylemleri yapabilmesi için irade ve kudret sahibi bir varlık olarak yarattığı insanları kendisine iman edip itaatte bulunmak veya inkâr edip asi olmakta serbest bırakır.

İman ve inkâr veya itaat ve isyan alternatiflerinden birini seçtikten sonra ise insanları istikametlere sevkeder, insiyatifi insanlarınelinden alır, zihinlerini yönlendirir ve bir tabiatın oluşmasını sağlar. Buna Kur’an’da “tab‘u’l-kulûb” adı verilir. Şayet insan iman ve itaat alternatifini tercih ederse Allah o yönde bir yardımda bulunma (tevfîk), buna karşılık inkâr ve isyan alternatifini seçerse, onu, seçimi istikametinde gitmesi sonucunu doğuran yardımsız bırakma (hızlân) iradesini gösterir. Böylece insanın, bütün eylemlerinde iradesini Allah’ın iradesi doğrultusunda kullanmasını isteyerek aykırı davrananları cezalandırmayı diler ve özgürlük alanını sınırlar (er-Rûm 30/38-39; el-Ahzâb 33/29).

Yaratma Sıfatı ve Kader

Kader inancıyla irtibatlı olan ilâhî sıfatların bir diğeri yaratmadır. Fiilî sıfatların esasını teşkil eden yaratma Allah’ın evren ve insan üzerindeki tasarrflarının kaynağını oluşturduğundan kaderle irtibatlıdır.

Allah, yeryüzünde dilediği şekilde üremeleri için erkek ve dişi olmak üzere insanları farklı cinsiyette yaratmış, onlara kalemle yazmayı öğretip karada ve denizde yürütmüş, diğer canlılardan üstün kılmış, biribirleriyle tanışmalrını sağlamak için farklı ırk ve dillerde yaratmıştır.

Kader inancının merkezinde yer alan insanlara ait fiillerle ilâhî fiiller arasındaki ilişkiye de Kur’an’da yer verilmektedir. Allah insanları fiil yapma irade ve gücüne sahip varlıklar olarak yaratmış ve bu sebeple fiillerinden sorumlu tutmuştur. İnsanlardan dileyen Allah’a iman edip buyruklarına uyar, dileyen de inkâr edip uymaz, dileyen iyi işler yapar, dileyen kötü eylemlerde bulunur. Yaptığı iyi işler lehine, kötü işler ise aleyhinedir. Ahirette yaptıklarının karşılığını görecek, ya cenneti veya cehennemi kazanacaktır (el- Kehf 18/29; Meryem 19/63; es Secde 32/19-20; Yâsin 36/54-64; ez-Zümer 39/15).

Yaratma sıfatının kaderle ilgisi daha çok Allah’ın evrende varlık alanına çıkmış ve çıkacak her şeyi kapsayan yaratıcılığnın, insanların sorumlu tutuldukları fiilleri de kapsaması açısındandır. Çünkü Kur’an’da Allah her şeyin yaratıcısı olarak nitelenmiştir. Bu sebeple insanlara ait fiiller de “her şey” ifadesinin kapsamına dâhildir. Ancak Allah’ın yaratması doğrudan doğruya ve arada bir vasıta olmadan gerçekleşebileceği gibi bir sebep vasıtasıyla da meydana gelebilir. Sorumluluk ve yükümlülüğünün mantıklı bir temele dayanması aklın kaçınılmaz bir gereği olduğundan Allah’ın insanlara ait fiilleri yaratması, irade ve kudretlerini oluşturan zihinsel ve bedensel yapıları vasıtasıyla gerçekleştirebilir.

İnsanların Sorumluluğu, İrade Hürriyeti ve Kader

İnsanlar fiillerinin failidirler ve bundan dolayı da sorumludurlar. Sorumluluktan kaçmak için yapıp ettiklerini kaderin kendilerini zorlamasına bağlayamazlar ve sorumluluktan kurtulamazlar. Nitekim Allah’tan başka tanrılar bulunduğuna inanan müşriklerin bu şekildeki bir inancı benimseyip putlara tapmalarını Allah’ın iradesine bağlamaları, bilgi temelinden yoksun bulunduğu, dolaysıyla böyle bir inancın kesinlikle yanlış olduğu açıkça belirtilip reddedilmiştir (el-En’âm 6/148; en- Nahl 16/35).

Bu durum Allah’ın ilim, irade ve yaratma sıfatlarının yetkinliğini hiçbir şekilde ortadan kaldıramaz.

HADİSLERDE KADER VE KAZÂ

Hadis kaynaklarında yer verilen kadere dair rivayetlerin bir kısmında, Kur’an’da belirtildiği gibi her şeyin Allah’ın ilmine göre yazıldığı ve Allah’ın bazı insanları bilgisi dâhilinde saptırdığı bildirilmiştir (Buhârî, “Kader” 1).

Mümin olan kimse müminlerin fiillerini, kâfir olan da kâfirlerin fiillerini yapar ve herkese yapacağı iş kolaylaştırılır (Müslim, “Kader” 6).

Bazı hadislerin Kuran daki kader inancı ile örtüşmediğinden özetimize ilave etmiyoruz.

Nitekim ashabın ileri gelenrinden biri olan Hz. Ömer Şam’a girmek üzere iken şehirde veba hastalığının yayıldığını öğrenince geri dönmesini kaderin tecellisinden kaçış olarak değerlendiren sahâbîlere verdiği cevapta hiçbir fiilin kaderin kapsamı dışında kalmadığını söylemiştir. Böylece bulaşıcı hastalık bulunan bir mekâna girmeyip önlem almanın da bir kader olduğuna dikkat çekmiş ve gerçekleşmediği sürece verilecek karara göre Allah’ın kaderi değiştirebileceğine işaret etmiştir.

İnsanın gerçekleştirmek üzere önceden planladığı fiilleri terk edip onların yerine alternatif fiilleri yapmasının da bir kader olduğunu belirterek yanlış yorumların önüne geçmiştir. Öte yandan yine Hz. Ömer işlediği günahları kaderin etki ve zorlamasıyla gerçekleştirdiğini iddia eden bir kişiye de ceza vermiştir.

FARKLI MEZHEPLERDE KADER VE KAZÂ

Mezheplerin bu ittifakına aykırı olarak Allah’ın varlık ve olayları vuku bulmadan önce bilmediğini iddia edenler de olmuştur. İlk kelâmcılardan Cehm b. Safvân (ö.128/745), Şia’nın öncülerinden Hişâm b. Hakem (ö.179/795) gibi az sayıda birkaç bilgin bu görüşü savunmuştur. Ancak bunların görüşleri temel kaynaklara ve Allah’ın yetkinliğini zorunlu gören aklî bilgilere aykırı bulunduğundan fazla değer görmemiştir.

Cebriyye

Cehm b. Safvân’ın öncülüğünde gelişen bu mezhebi benimseyenlere göre sorumlu tutuldukları ve âhirette hesaba çekilecekleri fiiller başta olmak üzere insanın yapıp ettiklerinin yanı sıra başına gelen her şey kaderin kaçınılmaz bir sonucudur. Allah’ın ilmi, iradesi ve yaratması bütün varlık ve olayları kuşattığından insanın irade özgürlüğü ve eylem yapma gücü yoktur.

Cebriyye’ye bağlı müslümanların görüşleri İslâm bilginlerinin çoğunluğu tarafından isabetli bulunmamıştır. Çünkü Kur’an’da ve hadislerde sorumlu tutulduğu fiillerde insanların irade ve güç sahibi olduğu açıklanmış, ayrıca bu fiiller insanlara nispet edilmiş ve karşılğında mükâfat veya ceza öngörülmüştür.

Mu‘tezile ve Şia

Sünniler tarafından yanlış bir isimlendirmeyle Kaderiyye diye adlandırılmışlardır.

Mu’tezile’ye bağlı bilginler, insanlara ait fiillerin kendileri tarafından yaratıldığını savundukları için bazı Sünnî çevrelerce iki yaratıcının varlığına inananlara benzetilmişlerdir. Hâlbuki Kaderiyye adının Mu’tezile’ye verilmesi kader konusuna bakışlarıyla örtüşmemektedir. Mu’tezile’nin ikinci kurucusu sayılan Amr b. Ubeyd’in er-Red ‘ale’l Kaderiyye adını taşıyan bir eser yazması bunu kanıtlamaktadır. Nitekim Mu’tezile’ye mensup olan bilginler de Kaderiyye terimini Ehl-i Sünnet mezhebine mensup olanlar için kullanmış ve onlara ad olarak vermiştir.

Mu’tezile âlimlerine göre Allah ezelî ilmiyle bütün varlık ve olayları meydana gelmeden önce bilir, ancak bu insanların fiil yapma irade ve gücünü yok etmez ve herhangi bir zorlayıcı etki meydana getirmez. Allah’ın Levh-i Mahfuz’da yazdığı olaylar sadece insanların başına gelecek olan felaketler ve musibetlerden ibarettir. İnsanların fiilleri ana kitapta yazılsa bile bu yazıya aykırı fiiller yapmaları mümkündür.

Yine onlara göre ilâhî irade açısından Allah insanların yalnızca iman, itaat ve iyilik türünden fiiller yapmasını diler, inkâr, isyan ve kötülük türünden fiiller yapmasını ise dilemez. Çünkü Allah insanlara iyilikleri emretmiş, kötülükleri ise yasaklamıştır, emrettiklerini dilemesi ve yasakladıklarını da dilememesi aklen gereklidir. Bu sebeple ilâhî irade bütün fiilleri kapsamaz.

Kaderle Allah’ın yaratma sıfatı arasındaki ilişki incelendiğinde Mu’tezile’ye göre insanların sorumlu olduğu fiillerin Allah tarafından değil kendileri tarafından yaratılır. Fiillerini yaratamayan insanların hür olmaları ve sorumlu tutumları adaletle bağdaşmaz. Allah insanları doğarken kâfir veya müslüman olarak yartamaz, onların iman ve itaatlerinin yanı sıra inkâr ve isyanlarını da yaratmaz.

Şîâ’ya bağlı âlimlerin çoğunluğu da kader konusunda Mu’tezile’ye benzer görüşleri benimsemişlerdir.

Ehl-i Sünnet

Kader inancı konsunda Sünnîler arasında bazı yorum farkları vardır. Selefîlere göre insanların sorumlu tutuldukları fiiller dâhil olmak üzere bütün varlık ve olaylar Allah’ın ilim, irade ve yaratma sıfatlarının kapsamı içindedir. Allah evreni yaratmadan önce onu yaratacağını bilip bir kitapta yazmış, sonra da onları yaratmayı dileyip yaratmıştır. Kader ve kazâya îmân etmenin anlamı budur. İnsanların fiilleri kader ve kazâ planında bulunmakla birlikte Allah insanları, fiillerinin meydana gelişinde etkili bir sebep olan irade ve güce sahip kılmış, yani onları eylem yapan bir varlık olarak yaratmıştır. Bu sebeple fiilin failini yaratan aynı zamanda failin yaptığı fiilin de yaratıcısıdır. Bu şu demektir: İnsanlara ait fiiller doğrudan doğruya

Kader ve kazâ inancında Mâtürîdîlerle Eş’arîler arasında önemli sayılabilecek farklar yoktur. Özellikle ilâhî ilim ve iradenin bütün varlık ve olayları kuşattığı, yani her şeyin Allah’ın bilgisi ve iradesine uygun bir şekilde meydana geldiği görüşünde birleşmişlerdir. Yaratma sıfatı konusunda da aralarında görüş ayrılığı yoktur. Buna göre Allah bütün varlık ve olayları doğrudan doğruya yaratır, ondan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Bu sebeple insanların bütün fiillerini de tercihlerine göre yaratan Allah’tır. İnsanların sorumluluğu ise fiillerinin iman veya inkâr, itaat yahut isyan, iyi ya da kötü şeklindeki niteliklerini irade ve kudretlerini kullanarak belirlemelerine, itikadî terimle ifade etmek gerekirse fiillerini “kesb” etmelerine dayanır.

Kaynak:Din Hizmetleri Alan Bilgisi ve AÖF sınavlarına hazırlanmak amaçı ile AÖF İnanç Esasları Dersinin 8.Ünite özeti www.dhbtdersleri.com sitesi adına Cüneyt Sönmez tarafından yazılmıştır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.