Kelâm Eserleri – Kelama Giriş 9.Ünite Özeti

Kelâm Eserleri

Giriş

Peygamber Efendimiz dönemine bakıldığında, İslâm Dini’nin iman esaslarından bahseden bir ilmin (akaid, kelâm veya tevhid) varlığından söz etmek mümkün değildir. Çünkü yirmi üç senelik peygamberlik süresince vahiy art arda devam etmektedir. Ayrıca bu dönemde teşekkül sürecini tamamlamış herhangi bir İslâmî ilimden söz etmek de mümkün değildir.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra da, onun dönemindeki mutlak bağlılık ve teslimiyet büyük ölçüde devam etmiştir. Ancak ilk etapta özellikle hilafet konusundaki anlaşmazlıklar ve Müslümanlar arasındaki iç savaşlar gibi sebeplerle bazı itikadî ve kelâmî problemler/tartışmalar başgöstermiştir. Bu nedenle, daha hicrî I. asırda kelâm alanına giren konularda fikir üretimi başlamıştır.

KELÂMIN TEŞEKKÜL DÖNEMİ ESERLERİ

II./VIII. asrın ikinci yarısına kadar itikadî düşüncede belirgin bir ekolleşme gerçekleşmemiştir. Nitekim hicrî I. asır sonu ile II. asır başlarındaki ilk fikir hareketlerinden sonra Mu‘tezile mezhebi bir düşünce ekolü olarak doğmuştur. Mu‘tezile’nin kurucuları kabul edilen Vâsıl b. Atâ (ö. 131/748) ve Amr b. Ubeyd’in (ö. 144/761) pek çok eser telif ettikleri sonraki kaynaklarda belirtilmekte ise de bunlardan hiçbirisi günümüze ulaşmamıştır.

Hanefî fıkıh ekolünün kurucusu Ebû Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini zorunlu görmüştür. Onun el-Fıkhü’l-ekber, el-Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin güzel örneklerindendir.

El-Fıkhü’l-ekber’in muhtevası risalede ele alınış sırasına göre aşağıda gösterilmiştir: İman esasları, Allah’ın birliği, zatî, fiilî ve haberî sıfatlar, halku’l-Kur’ân, kazâ ve kader, fıtrat konusu, halk ve kesb kavramları, peygamberler ve Hz. Muhammed, ashabın faziletçe sıralanması, mürtekib-i kebîre, Mürcie’nin bazı görüşlerinin reddi, tekfîr bahsi, mestler üzerine meshetme, teravih namazı, itaatkâr veya günahkâr müminin arkasında namaz kılınıp kılınmayacağı, mucize, keramet ve istidrâc, ru’yetullah meselesi, imanın mahiyeti, Allah’ın zatının hakikatinin bilinip bilinemeyeceği, şefaat, mîzan, havz konuları, kıyamet gününde hasımlar arasında kısas, cennet ve cehennem, münker ve nekirin sorgulaması, kabirde ruhun cesede iadesi, kabir azabı, Allah’ın bazı isim ve sıfatlarının Farsça (Arapça’dan başka bir dille) söylenip söylenemeyeceği, Allah’a nispet edilen kurb (yakınlık) ve bu’dun (uzaklık) anlamları, Kur’ân ayetleri arasında fazilet bakımından fark bulunup bulunmadığı, esmâ-i hüsnâ, Hz. Peygamber’in ebeveyni ve kısaca fetret meselesi, Resûl-i Ekrem’in çocukları, itikadî bir mesele ile karşılaşan bir kimsenin yapması gerekli olan şeyler, mi’rac ve kıyamet alâmetleri. Eser, Ehl-i sünnet inancını ilgilendiren hemen hemen tüm konuları ihtiva etmektedir. Konular ayrıntılı biçimde tartışılmadığı gibi, delillere de yer verilmemiştir. Bu özellikleriyle el-Fıkhü’l-ekber, kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi niteliğini hak eden bir eserdir.

MU‘TEZİLE’NİN SİSTEMLEŞME DÖNEMİ ESERLERİ

Erken Dönem Mu‘tezile Eserleri

Günümüze ulaşıp neşredilen bu döneme ait Mu‘tezilî eserlerin başlıcaları, Câhiz’in Kitâbü’ddelâ’il ve’l-i’tibâr, el Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd’u ile Ebû Cafer el-İskâfî’nin (ö. 240/854) el-Mi’yâr ve’l-muvâzene’sidir. Zaten erken dönem Mu‘tezilîler’den, bunların dışında kalan isimlerin hiçbirinin müstakil eseri günümüze ulaşmamıştır. Sonraki dönem kaynaklarda zikredilen eser isimleri ve bilgilerden hareketle, onların bilgi teorisi ve kelâm yöntemi, tabiat felsefesi, siyaset yani hilafet meselesi üzerinde durdukları, usûl-i hamse, yani Mu‘tezile’nin beş temel esasını ayrıntılı biçimde işledikleri, ayrıca farklı dinler ve fikir akımlarına yönelik ve kendi aralarındaki ihtilaflı konularda reddiyeler kaleme aldıkları anlaşılmaktadır.

Yukarıda zikredilen isimlerden yaklaşık yarım asır sonra vefat eden Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât’ın (ö. 300/913 [?]) el İntisâr isimli eseri de, müellifin günümüze ulaşan tek eseridir.

Sünnî Kelâmın Öncüleri ve Eserleri

İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Muhâsibî ise özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş, Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır.

Ahmed b. Hanbel’in bu dönemdeki eserleri ve içindeki konularda şunlardır : çeşitli mezhepler ile halku’l-Kur’ân, kader, deccal, melâike, ru’yetullah, kürsî ve ahirete ilişkin görüşlerini ihtiva eden Kitâbü’ssünne veya diğer adıyla İ’tikâdü Ehli’s-sünne’dir. er-Red ale’z-zenâdıka ve’l- Cehmiyye’si ise ilk dönem inanç yapısını ve selef akidesini yansıtması açısından önemlidir.

EHL-İ SÜNNET KELÂMININ DOĞUŞ DÖNEMİ ESERLERİ

İmam Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî (ö. 324/935- 36), Ehl-i sünnet kelâm ilminin öncüsü olarak fikir meydanına çıkmıştır. Ömrünün kırk yılını bir Mu‘tezilî olarak geçiren Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrıldığı dönemde Selef tarafından kelâma aşırı tepki gösterilmekte, Sünnî Hanbelî çizgi hem devletin resmî görüşünü, hem de fikir sahasının hâkim unsurunu temsil etmektedir. Onun verdiği ilk eserlerde bu fikrî ve psikolojik ortamın yansımalarını görmek mümkündür. Eş‘arî, muhtemelen Ehl-i sünnet’e intisabının ilk günlerinde kaleme aldığı el-İbâne an usûli’d-diyâne isimli eserinde Ahmed b. Hanbel’e bağlılığını ifade etmektedir. Yine Mu‘tezile’den ayrıldıktan kısa süre sonra yazdığı Risâle ilâ ehli’s-Seğr isimli eseri ise Selef’in üzerinde icmâ ettiği itikadî ilkeleri ihtiva eden, Demirkapı ahalisine hitaben yazıp gönderdiği bir risaledir.

Eş‘arî daha sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır. Bu eserini cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığını ifade etmesi, onun Selef metodundan uzaklaşarak kelâmcılığını sergilemeye başladığı anlamına gelmektedir. Onun el-Lüma’ isimli eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelâm metodunu tamamen benimsediği görülür. Ancak belirtmek gerekir ki, Eş‘arî’nin görüşlerinin doğrudan tespit edilebildiği mevcut tek kaynak olan bu eser çok geniş hacimli değildir ve bilgi anlayışı, nübüvvet bahisleri, ahirete ilişkin meselelere tatmin edici derecede yer verilmemiştir. Çeşitli kelâm meselelerinde İslâm fırkaları ile diğer akımların mensuplarının inanç ve telakkileri ise onun tarafından mezhepler tarihine dair yazdığı eser olan Makâlâtü’l-İslâmiyyîn’de nakledilmiştir. Eş‘arî’nin temel itikadî/kelâmî meselelerin tamamına ilişkin kendine özgü görüşlerine, daha sonraki dönemde Eş‘arî kelâmcısı İbn Fûrek’in (ö. 406/1015) derleyerek kaleme aldığı Mücerredü makâlâti’l-Eş‘arî isimli eserden ulaşmak mümkündür.

Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (ö. 333/944), Eş‘arîliğe paralel, fakat ona göre akılcılığa daha fazla önem veren bir akımın kurulmasını sağlamıştır. Mâtürîdî’nin kelâm sistemi ve eserleri, Eş‘arî’ye göre daha kapsamlı ve metodolojik açıdan daha muhkem bir görünüm sergiler. Mâtürîdî’nin başlıca kelâm eseri olan Kitâbü’t-tevhîd’in önemli bir özelliği, bilginin tanımı ve kaynakları gibi konular üzerinde durarak, “bilgi”yi bir teori olarak ele alan ilk eser olmasıdır. Bu eser, sonradan kelâmın ortak konuları hâline gelen bütün itikadî meseleleri bu denli ilmî ve sistematik bir yaklaşımla incelemesi açısından, IV/X. yüzyılın başlarında yazılıp günümüze intikal eden diğer kelâmî ekollere ait eserler arasında ön plana çıkar.

Kitâbü’t-tevhîd’in ele aldığı konular beş ana başlık altında incelenebilir:

1. bölüm: İlâhiyyât konuları (âlemin yaratılmışlığı, Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları, fiilleri, özel olarak kelâm sıfatı ve ru’yetullah).

2. bölüm: Peygamberlik konusu (nübüvvetin akaid içerisindeki yeri, insanlığın dünya ve ahiret saadeti için nübüvvete olan ihtiyacı, Hz. Muhammed’in nübüvvetinin ispatı, nübüvvet karşıtı anlayışların reddi ve Hristiyanlar’ın Hz. İsa’nın ulûhiyeti hakkındaki görüşlerinin eleştirisi).

3. bölüm: Kazâ ve kader konusu.

4. ve 5. bölümler: Büyük günah, şefaat, iman gibi konular. Mâtürîdî’nin bu eserinde imamet/hilafet konusuna ise yer verilmemiştir.

Mâtürîdî’nin bir diğer önemli eseri, Te’vîlâtü Ehli’s-sünne veya Te’vîlâtü’l- Mâtürîdiyye isimleriyle de bilinen Te’vîlâtü’l Kur’ân isimli tefsiridir. Bu eser, fıkıh ve fıkıh usûlü ile birlikte kelâm alanında da önemli bilgiler içerir.

İmam Mâtürîdî ile çağdaş olan Hakîm es-Semerkandî’nin (ö. 342/953) eseri es-Sevâdü’l-a’zam’ı da zikretmek gerekir. Eser, Mâtürîdîliğin başlangıç dönemi eserlerinin en önemli örneklerinden biridir. Müslüman toplumunu birleştirmek üzere yazıldığı anlaşılan eser, o dönemde resmî akide olarak kabul edilmiş ve medreselerde okutulmuştur.

Sünnî kelâmın doğuş döneminde Mu‘tezile, Ebû Ali el-Cübbâî (ö. 303/916) ve oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî (ö. 321/933) ile Ebü’l-Kâsım el- Kâ’bî el-Belhî (ö. 319/931) tarafından temsil edilmektedir. Bunlardan ilk ikisinin hiçbir eseri günümüze gelmemiştir. Kâ’bî’nin elimize ulaşan yetkin eseri Kitâbü’l-makâlât ise mezhepler tarihine dairdir. Bu dönemde Selef çizgisinde verilen eserlerin en önemlisi, Eş‘arî ve Mâtürîdî ile aynı yıllarda yaşayan Ebû Ca’fer et Tahâvî’nin (ö. 321/933) el- Akîdetü’t-Tahâviyye’sidir. Eser, muhalif görüşleri red metodunu kullanmak yerine, çeşitli kelâm meselelerinin Selef metoduyla incelendiği küçük hacimli bir risaledir.

Yine bu dönemde Hanbelî düşüncenin önemli temsilcilerinden Hasan b. Ali el-Berbehârî (ö. 329/940-41), Şerhu Kitâbi’s-Sünne’sinde bid’atların reddedilmesi ve Kur’ân ile Sünnet’e dönülmesi esaslarını ısrarla savunmuş, kelâm yöntemini benimseyen hiçbir yönelimi tasvip etmemiştir. Hanbelî âlimi İbn Batta el-Ukberî de (ö. 387/997) el-İbânetü’l kübrâ ve el-İbânetü’ssuğrâ isimli iki eserinde kelâmcıların felsefî meselelerle ilgilenip bunları dinî esaslar hâline getirdikleri, ihtilaf ve çelişkiye düştükleri, bu sebeple dinde problem çıkardıkları iddiasında bulunmuştur.

MÜTEKADDİMÎN DÖNEMİ ESERLERİ

Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı Ebû Bekr el- Bâkıllânî’dir (ö. 403/1013). O, Kitâbü’t-temhîd ve el İnsâf gibi eserlerinde Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi üzerinde duran isim olmuş, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilmiştir.

Bâkıllânî, İ’câzü’l-Kur’ân isimli eserinde Kur’ân’ın mucize oluş yönlerini incelemektedir. Onun el-Beyân’ı ise mucize ve diğer olağanüstü olaylar ile bunlar arasındaki farkları ele alan bir eserdir.

Bâkıllânî ile aynı dönemde yaşayan Abdülkâhir el-Bağdâdî’nin (ö. 429/1037) el-Fark beyne’l-fırak’ı İslâm mezhepler tarihine dair temel kaynaklardan biridir. O, bu eserinde özellikle Eş‘arîler’i kastederek kullandığı “Ehl-i sünnet”in üzerinde ittifak ettiği esaslara müstakil bir fasıl ayırarak, bir anlamda Sünnî doktrinin inanç manifestosunu sunmaktadır. Usûlü’d-dîn isimli eserinde de bu hususları ayrıntılı biçimde işlemektedir.

Mütekaddimîn kelâmcılarının sonuncusu sayılan İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin (ö. 478/1085) başlıca kelâm eseri eş-Şâmil fî usûli’d-dîn’dir. Bu eserin ihtisar edilmiş hâli olarak değerlendirilen el-İrşâd’ı ise Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlamıştır.

Mütekaddimîn dönemi ve sonrası mütekâmil kelâm eserlerinin yapısına bir örnek teşkil edebilecek el-İrşâd’ın kapsadığı konular şu şekildedir: Giriş: Nazar bahsi, ilmin hakikati.

1. bölüm (ilâhiyyât): Allah’ın varlığı, sıfatları, ru’yetullah, kader, irade, istitaat, ta‘dîl ve tecvîr, salâh-aslah.
2. bölüm (nübüvvât): Nübüvvetin ispatı, Hz. Muhammed’in nübüvveti, Kur’ân’ın mucize oluşu vb.
3. bölüm (sem’iyyât): Ahiret hâlleri, isimler, hükümler, mürtekib-i kebîre, şefaat, tevbe.

Hâtime: İmamet meselesi. Mütekaddimîn döneminde Mâtürîdî çizgide verilen eserlerin bir örneği, Ebû Seleme es-Semerkandî’nin (ö. IV./X. asrın ikinci yarısı) Cümelü usûli’ddîn’idir. Risale hacmindeki bu çalışmada, sistematik kelâm konularının tamamına yakın bir kısmına kısa ve özlü biçimde yer verilmiştir. Dönemin bir diğer Mâtürîdî kelâmcısı Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî (ö. 493/1100), klasik kelam kitaplarında yer alan hemen hemen tüm bahisleri ihtiva eden Usûlü’d-dîn isimli eserini, bid’at ehlinin görüşlerinin açığa çıkması ve Ehl-i sünnet çizgisini daha muhkem hâle getirme amacıyla yazdığını ifade eder.

Bu dönemde Mu‘tezile’nin en önemli temsilcisi konumundaki Kâdî Abdülcebbâr’ın (ö. 415/1024) kelâma dair en önemli eseri, Mu‘tezilî düşünceyi en ayrıntılı biçimde günümüze ulaştıran el-Muğnî fî ebvâbi’t-tevhîd ve’ladl’dir. Bir başka eseri olan el-Muhtasar fî usûli’d-dîn, el-Muğnî’nin bir tür özeti mahiyetindedir. Tesbîtü delâili’n-nübüvve, adından da anlaşılacağı üzere muhalif din ve fikir akımlarına karşı İslâm’ın nübüvvet anlayışını ortaya koymak ve savunmak amacıyla kaleme alınmıştır. Fazlü’l-i’tizâl ve tabakâtü’l-Mu‘tezile ise Mu‘tezile’nin fikirlerini genel bir çerçeve hâlinde sunması ve Mu‘tezilî âlimler hakkında ihtiva ettiği biyografik bilgiler açısından büyük önemi haizdir.

Kâdî Abdülcebbâr’ın talebesi olan İbn Metteveyh’in (ö. V./XI. yüzyılın ortaları) en önemli eseri olan et-Tezkire fî ahkâmi’l-cevâhir ve’l-a’râz, tabiat felsefesine ilişkin meseleleri ele alır. el-Mecmû’ fi’l-muhît bi’t-teklîf’i ise Abdülcebbâr’ın eserini şerh edip bazı ilavelerde bulunarak oluşturduğu bir derlemedir.

Hicrî V. yüzyılın ortalarına doğru vefat eden Ebû Reşîd en-Nîsâbûrî’nin en önemli eseri el-Mesâil fi’l-hilâf beyne’l Basriyyîn ve’l-Bağdâdiyyîn, Mu‘tezile’nin Basra ve Bağdat ekolleri arasında tabiat felsefesine ilişkin konulardaki ihtilafları ele alır. Kelâma dair bir diğer önemli eseri olan Fi’t- Tevhîd ise tabiat felsefesinin yanı sıra ilâhî sıfatlar konusunu da ihtiva eder.

Mütekaddimîn döneminde kelâm karşıtlığını temsil eden isimlerden Ebû Abdullah İbn Mende’nin (ö. 395/1005) Kitâbü’l-îmân, Kitâbü’t-tevhîd ve er- Red ale’l-Cehmiyye isimli eserleri büyük ölçüde iman, Allah’ın varlığı ve sıfatları gibi konuları ele alır. Bu eserlerde, insanların Allah’ın varlığını kelâmî/ felsefî delillerle kabul etmekle yükümlü olmadıkları hususu bir ana fikir olarak işlenir. Hâce Abdullah Herevî (ö. 481/1089), Zemmü’l-kelâm ve ehlihî isimli eserinde kelâmı şiddetli biçimde eleştirir, itikadî konularda tartışmaya girmenin insanı haktan saptıracağını ve nihayetinde helâke götüreceğini savunur. Ebû Ya’lâ el-Ferrâ (ö. 458/1066) ise, diğer Hanbelî âlimlerden farklı olarak, el-Mu’temed fî usûli’d-dîn isimli eserinde Selef metodunu nazar ve istidlâle dayalı kelâm metodu ile uzlaştırma yoluna gitmiş ve bu kesim içerisinde bazı kelâm terimlerini de kullanan ilk isim olmuştur.

Mütekaddimîn döneminde zikredilmesi gereken önemli bir isim de, bağımsız bir ilmî şahsiyet sergileyen İbn Hazm’dır (ö. 456/1064). Mezhepler ve dinler tarihi alanlarında çok önemli bir kaynak olan eseri el-Fasl fi’l-milel ve’l-ehvâ ve’n nihal ile itikadî görüşlerini bütüncül biçimde ortaya koyan el- Usûl ve’l-fürû’unda dinî esasların savunulabilmesi için mantık ve felsefenin bilinmesi gerekliliğine vurgu yapar. Ancak bir yandan da bütün bilgilerin naslar ışığında tekrar değerlendirilmesi ve dolayısıyla nakle dönülmesi gerektiğini ısrarla savunur.

Bu dönemde yaşayan Şiî müellif Şeyh Müfîd (ö. 413/1022), Evâilü’lmakâlât fi’l-mezâhibi’l-muhtârât, Tashîhu’l-i’tikâd, el-Emâlî gibi eserleriyle günümüze kadar uzanan Şîa kelâmının temellerini atmıştır.

MÜTEAHHİRÎN DÖNEMİ ESERLERİ

İlk önemli ismi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) bir kısım eserleri muhalif görüşlere reddiye mahiyetindedir. O, Makâsıdü’lfelâsife’de İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya koyduktan sonra, Tehâfütü’l felâsife’sinde bu görüşlerin kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de reddiye türü eserlerin örneklerindendir. Öte yandan o, karşı çıktığı fikir akımlarını ele alıp görüşlerinin geçersizliğini ispatladıktan sonra, Ehl-i sünnet düşüncesinin de ortaya konulması gerektiği kanaatindedir ve bu sebeple kelâm ilmine dair özgün eserler de ortaya koymuştur.

Bunlar arasında el-İktisâd fi’l-i’tikâd isimli eseri, İhyâü ulûmi’d-dîn’in bir bölümünü teşkil eden Kavâidü’l-akâid’e göre kelâm metodunun daha yoğun tatbik edildiği bir örnektir. Esmâ-i hüsnâ ve buna ilişkin meseleleri ele aldığı el Maksadü’l-esnâ, bu konuda sonraki dönemlerde yazılan eserler üzerinde etkili olmuştur. el-Hikme fî mahlûkâtillâh’ta insanın ve âlemdeki diğer varlıkların yaratılışındaki hikmetlerden bahisle Allah’ın varlığı ve birliği konusunu işlemektedir.

Mâtürîdî kelâmında müteahhirîn dönemi Ebü’l-Muîn en-Nesefî (ö. 508/1115) ile başlar. Onun başlıca kelâm eseri olan Tebsıratü’l-edille fî usûli’d-dîn, Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-tevhîd’indeki karmaşık ve muğlak üsluptan kaynaklanan zorlukları aşmakta temel kaynak konumundadır. Nesefî’nin düşünce yapısı itibariyle büyük ölçüde Mâtürîdî’nin sadık bir takipçisi olması, pek çok yerde ondan iktibaslarda bulunması, hatta yer yer aynı ifadeleri ve delilleri kullanması açısından Tebsıra, Mâtürîdî’nin eserini tamamlayıcı mahiyettedir. Nesefî’nin kelâma dair diğer eserleri, Tebsıra’nın özeti mahiyetindeki et-Temhîd fî usûli’d-dîn ile muhtasar bir eser olan Bahru’lkelâm’dır.

Bu iki isimden kısa süre sonra Necmeddîn Ömer en-Nesefî’nin (ö. 537/1142) kaleme aldığı küçük çaplı bir risale olan el-Akâid, itikadî meseleleri kısa, açık ve veciz bir üslupla ele almaktadır.

Mu‘tezile’nin son temsilcilerinden olan Zemahşerî’nin (ö. 538/1144) kelâma dair eseri el-Minhâc fî usûli’d-dîn’dir. el Keşşâf isimli tefsiri de Mu‘tezilî fikirleri yansıtır.

Felsefîleşmiş Kelâm Dönemi Eserleri

Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim olarak kabul edilir. Onun en hacimli kelâm eseri olan el-Metâlibü’l-âliye ve bunun muhtasar şekli kabul edilebilecek el-Muhassal, felsefî konuların kelâm çerçevesine dâhil edilmesinin önemli örneklerini teşkil eder. Râzî, Kitâbü’l-erbaîn’de kelâm ilminin ana konularını yine aynı yaklaşımla ele alır. Onun kelâma dair diğer önemli eserleri Meâlimü usûli’d-dîn, Esâsü’t-takdîs, Levâmiu’l beyyinât, İsmetü’l-enbiyâ ve Nihâyetü’l-ukûl’dür. İ’tikâdâtü fıraki’l-müslimîn ve’l-müşrikîn’de ise belli başlı İslâmî mezheplerle İslâm dışı din ve görüşlere dair bilgiler verir.

Kâdî Beyzâvî (ö. 685/1236) kelâm ile felsefeyi biri diğerinden ayırt edilemeyecek derecede birleştiren isim olarak görülür. Öte yandan o, kelâma dair başlıca eseri Tavâliu’l-envâr’da daima kelâmcıların görüşlerini savunur, felsefeyi daha ziyade kelâmî meselelerin açıklanmasında bir vasıta olarak görür.

Mâtürîdî ekolü temsilcilerinin en önde geleni Nureddîn es- Sâbûnî’dir (ö. 580/1184). Zamanının en hacimli kelâm eseri olan el-Kifâye fi’l-hidâye’si ve onun bir özeti mahiyetindeki el-Bidâye fî usûli’d-dîn’inde Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ve Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin görüşlerini büyük ölçüde benimseyerek temellendirmiş ve bu şekilde Mâtürîdî ekolünün sistemleşmesinde önemli rol oynamıştır.

Şerh ve Haşiyecilik Dönemi Eserleri

Bu dönemde felsefe ile mezcedilmiş kelâm döneminde olduğu kadar sistemli ve hacimli eserler meydana getirilmemiş, daha çok önceki eserler üzerinde çalışılmıştır. Yani kelâm ilmine ait önceki bir esere şerh ve haşiyeler yazılmış, notlar (talikât) eklenmiş, hülasalar (özetler) meydana getirilmiş veya bu eserler yeniden düzenlenmiş, yani tehzib edilmiştir.

Bu dönemin önde gelen ilk temsilcilerinden birisi Adudüddîn el-Îcî’dir (ö. 756/1355). Onun el-Mevâkıf fî ilmi’l-kelâm adlı eseri, felsefî konu ve açıklama biçimlerine yoğun biçimde yer vermesi yönüyle dönemin özelliklerini yansıtır. Ancak şerh mahiyetinde olmadığı için dönemin kendisinden sonraki eserlerinden ayrılır ve klasik kelâm tarihinin son hacimli metni olarak görülür. Îcî’nin Mevâkıf’tan önce kaleme aldığı bir diğer kelâm eseri Cevâhiru’lkelâm, onun ilk şekli olarak değerlendirilebilir. el-Akâidü’l-Adudiyye ise medreselerde ezberlenmeye yönelik telif ettiği, üzerinde ittifak edilen itikadî meselelere yer verilen küçük çaplı bir risaledir.

İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’in (ö. 863/1459) en önemli kelâm eseri el-Kasîdetü’n-nûniyye’dir. Manzum bir akaid risalesi olan bu eserde, akaid konuları ve bunların dayandığı delillerin her biri bir veya birkaç beyitte ele alınmıştır. Konular, özellikle Ebû Hanîfe’nin akaid risaleleri ve Ömer en- Nesefî’nin el-Akîde’sinden istifade edilerek Mâtürîdî ekolünün görüşleri çerçevesinde işlenmiştir.

Bu dönemde Hanbelî düşüncenin en önemli ismi İbn Teymiyye’nin takipçisi İbn Kayyim el-Cevziyye’dir (ö. 751/1350). Onun el-Kasîdetü’n-nûniyye’si yaklaşık 3000 beyitten oluşan akaide dair manzum bir eserdir. Selef akidesinin halk arasında yayılması amacıyla yazılmış olsa da, belli noktalarda muhalif görüşlere bir reddiye özelliği taşır. Kelâm alanında diğer önemli eserleri arasında es-Savâiku’l-mürsele ale’l-Cehmiyye ve’l-Muattıla, İctimâu’l- cüyûşi’l-İslâmiyye alâ gazvi’l-Muattıla ve’l-Cehmiyye, Hâdi’l-ervâh ve er-Rûh sayılabilir. Hidâyetü’l-hayârâ fî ecvibeti’l-yehûd ve’n-nasârâ isimli eserinde ise Yahudî ve Hristiyanlar’ın görüşlerini reddedip, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispat etmeye çalışmaktadır.

YENİ KELÂM İLMİ DÖNEMİ ESERLERİ

Yeni kelâm ilmi döneminin erken dönem temsilcilerinden birisi Abdüllatif Harpûtî’dir (1842-1914). O, başlıca kelâm eseri olan Tenkîhu’lkelâm fî akâidi ehli’l-İslâm’da, klasik kelâm kitaplarının tertibini takip etmekle birlikte, yer yer yeni bir bakış açısıyla değerlendirmelerde bulunur.

Târîh-i İlm-i Kelâm isimli eserinin son kısmında da kelâmı asrın ihtiyaçlarına göre yeniden tedvin ve telif etmenin, İslâm âlimlerini bekleyen öncelikli bir görev olduğu kanaatini vurgular. Harpûtî gibi bir Osmanlı âlimi olan Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin (1865-1914) Üss-i İslâm: Hakâik-i İslâmiyye’ye Müstenid Yeni Akâid isimli eseri, İslâm inanç ilkelerinin bir özeti mahiyetindedir.

Bu bölümümüzdeki yerleri olabildiğince kısa tutmaya çalışsak da konu bütünlüğü acısından eksiltmeler zor olmaktadır.Diğer konuları okumadan bu konuda bilgi almak isteyenler için bölümümüzü kısa tutamadık.Ama tam detaylar için Kelama Giriş dersimizin diğer ünitelerini okuyup eserler hakkında bilgi alabilirsiniz.Eserlerin isimlerini zaten diğer konuların içersin de hep göreceksiniz.Kelam Eserleri konumuz sitemize eklenmiştir. AÖF,İlahiyat ve DHBT Derslerinde bu ünitemizden istifede edebilirsiniz.

 

En güncel DHBT Bilgileri Cep Telefonunuza gelmesi icin abone olun.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.