Kutsal Kitap İnancı – İslam İnanç Esasları 5.Ünite Özeti

Giriş

Kur’ân-ı Kerîm’de “(O takva sahipleri ki) onlar sana indirilene de, senden evvel indirilenlere de inanırlar” (el Bakara 2/4), “İnsanlar bir tek ümmetti (kimi iman etmek kimi küfre sapmak suretiyle ihtilafa düştüler). Allah ,(rahmetinin) müjdeciler(i, azabının) haberciler(i) olmak üzere (onlara) peygamberler gönderdi ve beraberlerinde -insanların ihtilâfa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm vermek için- hak kitaplar da indirdi” (el-Bakara 2/213), “(Habibim) onlar seni yalanlarsa, senden evvelki o apaçık mucizeleri, sahifeleri ve nûr verici kitapları getiren peygamberleri de yalanlamış olurlar” (Âl-i İmrân 3/184) ve “Ey iman edenler, Allah’a, O’nun peygamberine ve gerek o peygamberine âyet âyet indirdiği kitaba, gerek daha evvel indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitablarını, peygamberlerini, âhiret gününü inkâr ederek kâfir olursa o, muhakkak ki (doğru yoldan) uzak bir sapıklıkla sapıp gitmiştir” (en-Nisâ 4/136) meâlindeki âyetlerde Allah’ın peygamberlerine vahyettiği kutsal kitaplara iman dile getirilmektedir.

İlâhî kitaplara inanmak peygamberlere imanı tamamlayan bir mahiyete sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla ihtiva ettikleri âyetler arasında ayırım yapmadan ilk suhufa, Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya verilen suhufa, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’a iman etmek gerekir.

Biz bozulmuş ve değiştirilmiş (tahrif ve tebdil edilmiş) olan kitapların şu andaki şekillerine değil, Allahtan gelen ve bozulmamış olan ilk şekillerine inanıyoruz.

VAHİY

Allah’ın mesajını peygamberlerine hangi şekillerde ulaştırdığına dair bir takım bilgiler mevcuttur. Kur’an’da ilâhî bilginin peygamberlere aktarılmasını ifade eden temel fiilfısıldamak, telkin etmek, süratli bir şekilde işaret etmek, yazı yazmak, ilham etmek anlamlarına gelen “vahy”dir. Vahyi terim olarak, Allah’ın, peygamberlerine dilediği bilgileri doğrudan veya bir vasıta ile kendisinden geldiğine şüphe edilmeyecek şekilde ve alışılmamış bir tarzda gizlice bildirmesi diye tanımlamak mümkündür.

İlâhî Hitabın Şekilleri

Şûrâ sûresinin Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur veyahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini bildirir” (eş-Şûrâ 42/51) meâlindeki âyetinde Allah-peygamber diyalogunun farklı şekillerde gerçekleştiği ifade edilmektedir.

Doğrudan vahyetme

Peygamber, vahyin kalbine Allah tarafından bırakıldığından şüphe etmeyecek şekilde kesin bir bilgiye sahip olur. Peygamberler dışındaki insanlara vâki olan ilham ise kesin bilgi kaynağı sayılmaz. Rüyâ Kur’an’da doğrudan bir vahiy şekli olarak takdim edilmemekle birlikte Hz. İbrâhim’e oğlunu kurban etmesi yönündeki emrin rüyâda verilmesi (es-Sâffât 37/102-105) ve Hz. Âişe’den rivayet edilen: “Resûlüllah’a gelen vahiy, uykuda rüyay-ı saliha (sadıka) şeklinde başlamıştı, gördüğü her rüya sabah aydınlığı gibi açık seçik gerçekleşirdi” (Buhârî, “Bed’ü’l-Vahiy”, 3) şeklindeki hadisten hareketle rüyânın da bir çeşit vahiy olduğu kabul edilmiştir.

Perde Arkasından Konuşmak

Allah’ın perde arkasından konuşmasının anlamı, görülemeyeceği şekilde konuşması demektir. Aslında engel kalkmış olsa bile yine Allah’ı görmek mümkün olmayacaktır. Hz. Musa’ya Tur dağında yapılan vahiy (Meryem 19/52) bu türdendir.

Elçi İle Vahiy

Cebrail ya bir insan suretinde ya da aslî şekliyle ilâhî mesajı ulaştırır. Hz. Peygamber: “Bazan melek bana adam şeklinde görünür, benimle konuşur ve ben de söylediğini iyice bellemiş olurum” (Buhârî, “Bed’ü’l-Vahiy” 3) buyurarak vahyin bu türüne açıklık kazandırmıştır. Vahyin gelişi çoğunlukla bu şekilde gerçekleşmiştir.

Vahyin Mahiyeti

Vahyin lafız ve mânadan ibaret olduğu, Cebrâil’in onu Lehv-i Mahfûz’dan bu şekilde alıp indirdiği ifade edilmiştir. Cebrâil’in sadece mânaları indirdiği, Peygamberimizin de onları anlayıp, bilip Arapça ifade ettiği kanaatine de varanlar olmuş ve “Onu, er-Rûh-u’l Emîn indirdi. Senin kalbine, uyarıcılardan olman için” (eş-Şu‘arâ 26/193- 194) âyetini de delil göstermişlerdir. Bir diğer görüş de, Cebrail’e sadece mânanın ilkâ edildiği, onun da bu mânaları Arapça ifade ettiği ve öylece indirdiği şeklindedir.

Hz. Peygamber Kur’an’ı lafız ve mâna olarak telakkî etmiş ve öylece tebliğ etmiştir. Kur’an’ın vahyinde lafız ve mâna ayrımının söz konusu olduğu şeklindeki iddialar Kur’anîlikten uzak temelsiz tartışmalar olmaktan öte bir değer taşımamaktadır. Kur’an’ın vahyedilişindeki değişmezliği yanında “Kur’an’ı biz indirdik onun koruyucusu da elbette biz olacağız!” (el-Hicr 15/9) âyetiyle ilâhî mesajın doğruluğunun zaman üstü olduğu da müjdelenmiştir.

İLÂHÎ KİTAPLAR

Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamberin hadislerinde belirtildiğine göre peygamberlerin bazılarına sayfalar (suhûf) vahyedilmişken bazılarına da kitap gönderilmiştir.

Suhûf (Sayfalar)

Suhûf sahife kelimesinin çoğulu olup yazılı kâğıt parçaları anlamına gelmektedir. Sayfalar halinde kaydedildiği için Kur’ân-ı Kerîm de suhûf şeklinde isimlendirilmişse de (Abese 80/13; el-Beyyine 98/2) büyük ilâhî kitaplar dışında bazı peygamberlere gönderilen vahiyler küçük risâleler halinde kaydedilmiş ve onlara suhûf adı verilmiştir. Kur’an’da “Yoksa Mûsâ’nın ve (Allah’tan aldığı emri) vazifesini tastamam yerine getiren İbrâhîm’in sayfalarında (suhuf) olan (şun)lardan haberdâr mı edilmedi?” (en-Necm 53/36-37) ve “Gerçekten iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını (âhiretten) üstün tutarsınız. Hâlbuki âhiret daha hayırlı daha süreklidir. Şüphesiz ki bunlar, evvelki sayfalarda İbrâhîm ile Mûsâ’nın sayfalarında vardır(el-A‘lâ, 87/14- 19) meâlindeki âyetlerde Hz. Mûsâ ve İbrâhîm’e indirilen sayfalardan bahsedilmektedir.

Ayrıca Ebû Zerr’den nakledilen bir rivayete göre Allah Taâlâ, Hz. Şît’e 50, İdris’e 30, İbrahim’e 10 ve Musa’ya 10 olmak üzere toplam 100 sayfa indirmiştir. Ancak Hz. İbrâhîm ve Mûsâ’ya indirilen sayfaların dışında Kur’an ve tevâtür derecesine ulaşan hadîslerde bu konuda bilgi bulunmamaktadır.

Kitaplar

Allah Taâlâ’nın insanlara tebliğ etmek üzere peygamberlerine bildirdiği vahiylerin iki kapak arasında toplanmış haline verilen addır. Suhufun dışında kalan bu kitaplar da Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm’den ibarettir. Bunların Allah tarafından gönderilmiş kitaplar olduklarına topluca iman etmek farzdır.

Tevrat

Kanun, şeriat anlamlarına gelen Tevrat Hz. Musa’ya indirilen kitabın adıdır. Tevrat’ın aslının Allah’ın kelâmı olduğuna ve Hz. Musa’ya vahyolunduğuna inanmak her müslüman için gereklidir ve bunun inkârı küfre götürür.

Kur’an’da “Şüphesiz ki, Tevrâtı biz indirdik. Ki onda bir hidayet ve bir nur vardır. Kendisini (Allaha) teslim etmiş, olan (İsrail) peygamberler(i), Yahudilere onunla hükmederlerdi. Âlimler, fakihler de Allah’ın kitabını muhafaza etmeye memur oldukları için (yine hükümlerini onunla verirlerdi). Hepsi de onun (Allah tarafından gönderilmiş olduğu) üzerinde (ittifakla) şahit idiler…” (el-Mâide 5/44) meâlindeki âyette belirtildiği gibi Tevrât insanları hidayete yönlendiren ve hakkı bâtıldan ayıran bir nur, bir rahmet ve bir öğüt olarak tanımlanmıştır (ayrıca bk. el-Bakara 2/53; el-En‘âm 16/91; el-A‘râf 7/45; Hûd 11/17; el-Enbiya 21/49).

Kur’an’da Tevrat’ın İsrâiloğulları’na miras olarak bırakıldığı (el-Mü’min 40/53), ümmî bir peygamberin geleceğini bildirdiğini bildirdiği halde bunun gizlenerek veya metinden çıkartılarak yerine başka şeyler yazılmak suretiyle Tevrât metninin tahrif edildiği (el-Bakara 2/75; en-Nisâ 4/46; el-Mâide 5/13, 68) belirtilmektedir.

Rab Yahova tarafından vahyedilmiş bir kitap olduğu kabul edilmiştir yahudi geleneğinde. Yahudi filozofu İbn Meymûn da bu görüştedir.

Tanah’ın ilk bölümünü oluşturan Tevrat beş bölümden meydana gelmektedir:

Tekvin (Yaratılış): Evren’in ve ilk insanın yaratılışından, Hz. Âdem’ ve Havva’nın işlediği ilk suçtan, onların yeryüzüne inişlerinden, Hz. Nuh, İbrahim ve İsrâiloğulları’nın Mısır’a girişlerinden ve oradaki hayatlarından bahseder.

Hurûc (Çıkış): İsrâiloğulları’nı Mısır’dan çıkarmak üzere Hz. Musa’nın Rab Yahova tarafından görevlendirilişi, onları Firavun’un zulmünden kurtararak Mısır’dan çıkarması, Hz. Mûsâ’nın Sînâ dağında Rab Yahova’dan On Emir’i almasından bahseder.

Levililer: İbadetler, dinî ayin ve bayramlar, günahların kefareti, yiyecekler, kurbanlar ve evlilik gibi konulara ait hükümleri konu eder.

A‘dât (Sayılar): İsrâiloğulları’nın çöldeki hayatları, Hz. Musa’nın vefatından sonra onların Sina dağından ayrılıp Kenan ülkesine girmeleri sürecini ele alır.

Tesniye: Hz. Mûsânın ölümünden ve defnedilmesinden, On Emir ve diğer dinî hükümlerden bahseder.

Yahudiliğin kutsal kitabını Hıristiyanlar Eski Ahid (Old Testament) diye isimlendirirler. Çünkü onlara göre Tanrı’nın Hz. İsa Mesih’in şahsında kendileriyle yaptığı ahid, son ahid olup bunu ifade eden kitap Yeni Ahid (New Testament) iken Yahudilerin Tanrı’yla ahdini dile getiren kitap ise Eski Ahid’dir. Yahudiler ise kendi kutsal yazılarını Torah (Tevrat), Neviîm ve Ketuvîm şeklindeki üç ana kısmın ilk harflerinden meydana gelen Tanah kelimesiyle isimlendirirler.

Tanah’ı meydana getiren otuzdokuz kitabı şöyle sıralamak mümkündür:

Torah (Tevrât): Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye.

Neviîm (Peygamberler):

a) İlk Peygamberler: Yeşu, Hâkimler, I.-II. Samuel, I.-II. Krallar.

b) Sonraki Peygamberler: Yeremya, Hezekiel, İşaya, Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Tsefanya, Haggay, Zekarya, Malaki. Ketubîm (Kitaplar): Mezmurlar, Süleyman’ın Meselleri, Eyüp, Neşideler Neşidesi, Rut, YYeremya’nın Meselleri, Vaiz, Ester, Daniel, Ezra, Nehemya, I.-II. Tarihler.

Tanah’ın en eski tam nüshası ise X. asrın ilk yıllarında istinsah edilen Halep kodeksidir. Yahudiliğin kutsal kitabı olan Tanah’ı oluşturan kitapların liste halinde resmen onaylanması da (kanonizasyon) oldukça geç bir dönemde, milâttan sonra 90-100 yıllarında toplanan Jamnia Sinodu’nda gerçekleşmiştir.

Zebur

Kur’an’da “Dâvûd’a da Zebur’u verdik” (el-İsrâ 17/55) buyrulmaktadır.Yazılı kitap anlamına gelen Zebur’dan Kur’an’da bahsedilmekte ve ondan bazı bilgiler de nakledilmektedir (en-Nisâ 4/163; el-İsrâ 17/55; el-Enbiyâ 21/105). Müslümanların Allah tarafından Hz. Dâvûd’a Zebûr isimli bir kitabın indirildiğine inanmaları gerekir.

Yahudi ve Hıristiyanlar, Yahudi kutsal metni Tanah’ın Ketubîm bölümünde bulunan Mezmurların mevcut haliyle Hz. Dâvûd’a ait olduğu görüşündedirler. Bazı İslâm âlimlerine göre Kur’an’da Hz. Dâvûd’a verildiği bildirilen Zebûr Mezmurlardır. Nitekim Kur’an’da geçen “Andolsun biz Zikir’den sonra Zebur’da da ‘yeryüzüne sâlih kullarım vâris olacaktır’ diye yazdık” (el-Enbiyâ 21/105) meâlindeki âyete benzer bir ifade bugünkü mezmurlarda da vardır (Mezmur, 37/29).

İncil

Kur’an’da “Arkadan da (bu peygamberlerin), izlerince Meryem oğlu İsa’yı kendinden önceki Tevrat’ın bir tasdikçisi olarak- gönderdik. Ona da içinde bir hidayet ve bir nur bulunan İncil’i -ondan önceki Tevrat’ın bir tasdikçisi ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere- verdik” (el-Mâide 5/46) buyrulmaktadır. Müjde veya yeni öğreti anlamına gelen İncil Hz. ‘Isâ’ya vahyedilmiş olan ilâhî kitaptır.

Suriye’deki Hıristiyanlar Matta, Yunanistan’dakiler Luka, Roma’dakiler Markos İncîli’ni kullanmışlardır. Yuhanna İncili ile bu sayı dörde çıkmış, yüzlercesi arasından söz konusu dört İncîl Hıristiyan kutsal metnine dâhil edilmiştir.

Hıristiyanlığın kutsal kitabı Eski ve Yeni Ahid’den meydana gelen Kitâbı Mukaddes’tir. Hıristiyalar Tanrı’nın İsa’yla yaptığı ahdi yeni kabul etmişler ve bu ahdin yazılı belgeleri addedilen metinlere de Yeni Ahid (New Testament) ismini vermişlerdir. Trente Konsili’nde (1546) tespit edilen şekliyle Yeni Ahid, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’ya göre İnciller, Resullerin İşleri, Pavlus’un Mektupları (14), Genel Mektuplar (7) ve Yuhanna’nın Vahyi olmak üzere yirmiyedi kitaptan meydana gelmektedir.

Yeni Ahid külliyatı içinde en erken yazılanlar İsa’yı sağlığında göremeyen Pavlus’a ait mektuplardır. Pavlus’un Mektupları miladî 50’li yıllardan 95-100 yıllarına kadar tarihlendirilmekte, Markos’un İncîli 65-70, Matta’nın İncili 70-80, Luka’nın İncîli 70-80 ve Yuhanna’nın İncili 90’lı yıllara tarihlendirilmiştir. Yeni Ahid’deki diğer mektupların yazıya geçiriliş tarihleri ise 64 ile 150 tahilerine kadar götürülmektedir. Bir başka görüşe göre Matta ve Luka İncilinin tarihi 90’lı yıllara da götürülmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm

Allah Taâlâ “(Habîbim) sana da hak olarak kitabı (Kur’an’ı) -kendinden evvelki kitab(lar)ı tasdik edici (ve doğrultucu) ve ona karşı bir şâhid olmak üzere- gönderdik. O halde (bütün ehl-i kitab) aralarında Allah’ın (sana) indirdiği ile hükmet, sana gelen hakikaten (dönüp de) onların hevâ (ve heves)lerine uyma… (el-Mâide 5/48) ve “Kur’an’ı biz indirdik. Onun koruyucuları da, şübhesiz ki, biziz” (el-Hicr 15/9) buyurmaktadır.

Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti döneminde Kur’ân-ı Kerîm vahiy kâtibi Zeyd b. Sâbit tarafından çok hassas prensipler çerçevesinde bir araya getirilmiş ancak çoğaltılmamıştı. Üçüncü halife Hz. Osman hicrî 25 yılında Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Saîd b. el-Âs ve Abdurrahman b. Hâris’ten oluşan bir heyete daha önce biraraya getirilmiş olan Kur’an’ı istinsah ettirmeye başlamıştır. Bazı kıraat farklılıklarının ihtilaflara sebep olmaması için yapılanbu çalışma sonucunda çoğaltılan mushaflar İslâm coğrafyasının dört veya yedi büyük merkezine gönderilmiştir.

Yüce Allah “İnkâr edenler: Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi, dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu tane tane okuduk” (el-Furkân 25/32) buyurarak Kur’an’ın bir defada toptan indirilmeyişinin sebebini açıklamaktadır. Âyetler bazan doğrudan indiği gibi, bazan da meydana gelen bir olayı çözümlemek veya Hz. Peygambere yöneltilen soruları cevaplar mahiyette inerdi. Kur’an’ın, farklı âyetlerde ramazan ayında, mübarek bir gecede ve Kadir gecesinde inmeye başladığı bildirilmektedir (el-Bakara 2/185; ed Duhân 44/1-3; el-Kadr 97/1). Kadir gecesinin Ramazan ayında mübarek bir gece olduğu dikkate alındığında âyetler arasında bir çelişki olmadığı görülecektir.

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin. Eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) çağırın. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının…” (el-Bakara 2/23-24) ve “Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki onun benzeri olan on tane uydurma sûre getirin” (Hûd 11/13) ve “İnsanlar ve cinler bu Kur’an’ın benzerini getirmek için bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar onun benzerini asla ortaya getiremezler” (el-İsrâ 17/88) meâlindeki âyetlerde üslûp ve içerik bakımından Kur’an’ın mûciz bir kitap olduğu gerçeği ilan edilmekte ve bu konuda iddia sahibi olanlara meydan okunmaktadır.

Bu içerik ve özellikleriyle Kur’an insanları öncelikle Allah’ın ilim, irade, kudret sıfatlarını ve fiillerindeki hikmeti ortaya çıkarıp görünür kılan eserleri üzerinde düşünmeye davet eder ve onları Allah’ın âleme yerleştirdiği işleyiş kanunlarını incelemeye yönlendirir.

Kur’an’ın getirdiği mesaj evrensel olup kıyamete kadar geçerlidir. Yahudi ve Hıristiyanların kutsal kabul ettikleri metinleriyle ilgili olarak Hz. Peygamber “Sizler Ehl-i Kitab’ı tasdik de, tekzip de etmeyin. “Biz Allah’a ve bize indirilene (Kur’an’a); İbrahim, İsmail, İshak, Yakûb ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa’ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’a teslim olduk” deyin” (el-Bakara 2/136) buyurmak suretiyle Müslümanların takınmaları gereken tavrı belirlemiştir (Buhârî, “Tefsîr” 11).

Kaynak:Din Hizmetleri Alan Bilgisi ve AÖF sınavlarına hazırlanmak amaçı ile AÖF İslam İnanç Esasları Dersinin 5 .Ünite özeti www.dhbtdersleri.com sitesi adına Cüneyt Sönmez tarafından yazılmıştır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.