Melek İnancı – İslam İnanç Esasları 4.Ünite Özeti

Giriş

İslâm dinine göre varlıkları; görünen (kesîf) ve görünmeyen (latîf) varlıklar olarak ikiye ayırmak mümkündür.Melekler, duyu organlarıyla algılanması mümkün olmayan varlıklardır. Onlar hakkındaki tek bilgi kaynağımız Kur’ân-ı Kerim’dir. Bu nedenle onların mahiyetleri hakkında vahyin dışında söylenen şeylere itibar edilmemesi gerekir.

Pozitif bilimlere dayanarak meleklerin varlığı veya yokluğu hakkında kesin bir sonuca varmak da mümkün değildir. Bununla birlikte insan aklı, meleklerin varlığını kavrayabilir. Çünkü varlıklar âlemini duyulur alanla sınırlamak doğru değildir. Nitekim birçok ayette Allah, yerde ve göklerde görmediğimiz birçok ordular yarattığını bildirmektedir. Müslümanların her gün namazda kırk defa okuduğu Fatiha suresinin başında geçen “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır” ayetindeki “âlemler” ifadesi bu dünyalara işaret etmektedir.

Melek inancı aynı zamanda cin ve şeytan adı verilen varlıkların bulunduğunu kabul etmeyi de gerektirir. Yüce Allah, bu varlıkların mevcudiyetinden Kur’ân’da açıkça bahsetmektedir. Duyu organlarıyla idrak edilememe konusunda meleklerle ortak özelliğe sahip olan cinler ve şeytanlar, görevleri ve yaratılış amaçları bakımından onlardan farklıdırlar.

Kur’anda “gayba iman” müminlerin özelliklerinden sayılmaktadır. Kur’an; melek, cin ve şeytan gibi gaybî varlıklardan bahsederek hem insanlara bu konuda bilgi vermekte hem de onun bu varlıklarla olan iletişimini düzenlemektedir.

MELEKLER

Sözlükte “kudret, kuvvet ve elçilik yapma” anlamlarına gelen “mülk, lek, elk” köklerinden türemiş olan melek, terim olarak; “Allah tarafından yaratılan, çeşitli şekillerde görünebilen, zor işlere güç yetirme özelliğine sahip, ancak iyi nitelikte işler yapabilen, erkeklik ve dişilik vasıfları bulunmayan ve Allah’a itaatten ayrılmayan nurani varlıkların adıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de meleklerin yiyip içmedikleri, iri cüsseli vegüçlü bir yapıda bulundukları ve bu güçlerini temsil eden kanatlara sahip oldukları bildirilmektedir. Âyette geçen kanat (cenâh, çoğulu ecniha) kelimesi, kuş vb. hayvanlarda bulunan uçma organı anlamına gelebildiği gibi; taraf, yan, el ve kudret manalarında da yorumlanabilir. Kur’an’da müşriklerin, meleklerin dişiliği ve onların Allah’ın kızları olmaları hakkındaki iddiaları sert bir dille reddedilmiş, meleklere düşman olanların Allah’a da düşman oldukları belirtilmiştir (el-Bakara 2/97-98).

Meleklerin Varlığına İman

Melek inancı, maddeci ve pozitivist anlayışlara karşı varlığın sadece görünen nesnelerden ibaret olmadığını hatırlatıp manevî ve ruhanî âlemlerin bulunduğunu da hatırlattığı için bütün dinlerde olduğu gibi İslâm’da da önem kazanmıştır. Allah’ın rızasına uygun, dürüst ve ahlâklı bir hayat yaşamaya kendini adamış olan mümin, kâinatta bu idealleri temsil eden ve en üst mertebede yaşayan görünmez varlıkların bulunmasından manevi bir destek alır ve aynı seviyeye ulaşmak için çaba sarf eder.

Kur’an’da belirtilen çerçevede Allah’a teslimiyetin sembolü olan melekler, fizik âlem ile ulûhiyet makamı arasında bir köprü vazifesi görmektedirler. Çeşitli ayetlerde Cenâb-ı Hakk’ın kâinatı melekler aracılığıyla sevk ve idare ettiği vurgulanmaktadır. Bunun gibi melekler, Allah Teâlâ’nın mesajlarının insanlığa iletilmesinde de etkin rol oynamaktadırlar. Onlar aracılığıyla peygamberlere iletilen vahiy, Allah tarafından insanlara iletilen emir ve yasakları ihtiva etmektedir. Melekler Allah’ın emirlerini insanlığa ileten bir elçi konumundadır.

Meleklerin Özellikleri ve Görevleri

“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti” (el-Bakara 2/ 30).Ayet ve hadislerde geçen ifadelerden hareketle meleklerin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Melekler nurdan yaratılmış varlıklardır. Meleklerin hangi maddeden yaratıldığına dair Kur’an’da açık bir bilgi yoktur. Fakat bir hadiste “cinlerin ve şeytanların ateşten, Hz. Âdem’in toprak ve çamurdan, meleklerin ise nurdan yaratıldığı belirtilmektedir (Müslim, “Zühd” 10).

2. Meleklerde erkeklik ve dişilik özelliği yoktur. Bu nedenle müşriklerin, melekleri Allah’ın kızları sanmaları batıl bir inanıştır. Kur’ân-ı Kerim onların bu düşüncelerinin yanlışlığını ortaya koymaktadır: “Onlar Rahman’ın kulları olan melekleri dişi kabul ettiler. Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler?” (ez-Zuhruf 43/19; es-Sâffât 37 /149- 150).

3. Melekler, yorulma, usanma vb. bedensel özelliklerden arınmışlardır.O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar. Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tesbih ederler”(Fussilet 41/38).

4. Melekler; Allah’a isyan etmeyen, O’nun emrinden dışarı çıkmayan, kendileri için öngörülen görevleri eksiksiz yapan ve asla günah işlemeyen varlıklardır: “Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar” (en-Nahl 16/50). Burada, Kur’an’da Adem’e secde etmeyerek Allah’a isyan eden İblis’in, meleklerden değil, cinlerden olduğunu belirtmek gerekir (el-Kehf 18/50).

5. Melekler son derece güçlü ve üstün özelliklere sahip varlıklardır. “(Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti” (en-Necm 53/5). “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır” (et-Tahrim 66/6).“(Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür” (et-Tekvîr 81/19-21).

6. Bir ayette meleklerin kanatları olduğu belirtilmektedir. Ayette geçen “kanat” ifadesini diğer dünyevî varlıkların kanatlarına benzeterek anlamak doğru değildir. Çünkü bu kanatların mahiyeti bilinmemektedir. “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter” (el-Fâtır 35/1).

7. Normal şartlarda gözle görünmeyen melekler, Allah’ın emir ve izni ile çeşitli şekillere girebilmektedirler. Peygamberler onları aslî suretleri ve büründükleri biçimleri ile görebilirler. Nitekim Cebrâil (a.s.), Hz. Meryem’e bir insan şeklinde görünmüş, Hz. İbrahim’e insan şeklinde gelen melekler onu bir evlat ile müjdelemişlerdir.

“(Ey Muhammed!) Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü” (Meryem 19/16-17). “And olsun elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: “Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.” İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u. İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u. İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u” (Hûd 11/69-73).

8. Melekler de diğer varlıklar gibi gaybı bilemezler. Çünkü gaybı sadece Allah bilir. Meleklerin bildiği gayb, Allah’ın onlara bildirdikleriyle sınırlıdır. “De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar, öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler”(en-Neml 27/65). Melekler, Allah’ın Âdem’e öğrettiği varlıkların isimlerinin ne olduğunu bilememişler, Hz. Âdem, Allah’ın emriyle, varlıkların isimlerini söyleyince de Yüce Allah; göklerin ve yerin gaybını ancak kendisinin bildiğini belirtmiştir. “Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler. Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi” (el-Bakara 2/31-33)

Görevleri

Allah tarafından meleklere verilen görevleri şöylece sıralamak mümkündür:

a. Allah’ı hamd ile yüceltmek: Meleklerin Kur’an’da belirtilen görevlerinden ilki; Yüce Allah’ı hamd ile yüceltmek, O’na secde etmek, O’nu gece gündüz takdis etmek ve emrolundukları diğer işleri yerine getirmektir. “Şüphesiz Rabbin katındaki (melek)ler, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler” (el-A‘râf 7/206). “(Onlar Allah’ı) Hiç ara vermeksizin gece ve gündüz tespih ederler” (el- Enbiya 21/20).

b. Peygamber’e salat ve selam getirmek: Kur’an’da meleklerin görevlerinden biri de peygamberlere salat ve selam getirmektir: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin” (el-Ahzâb 33/56).

c. Müminlere âhirette şefaat etmek ve insanlara dünyada hayır duada bulunmak: Kıyamet gününde günahkârlar hesabına Allah’tan bağışlanma dilemektir. Kur’an’da meleklerin inanan kullar için Allah’tan şefaat dilediklerinden bahsedilmektedir:

“Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve müminler için (şöyle diyerek) şefaat dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” “Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaadettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır” (el-Mü’min 40/7-9). Bunun yanında meleklerin herhangi bir ayrımda bulunmaksızın dünyadaki tüm insanlar için dua ettikleri de belirtilmektedir: “Neredeyse gökler (O’nun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (eş-Şûrâ 42/5).

d. İnsanları iyi işlere sevketmek, onları korumak amacıyla takip etmek: Melekler, şeytanların aksine insanları iyi işlere yöneltirler. Her insanın biri melek, biri de şeytan olmak üzere iki arkadaşı bulunmakta, Kur’an,birincisine “şâhid”, ikincisine “sâik” (sevkeden) demektedir. Bu melekler insanların yaptığı iyi işlere şahitlik edecek olan meleklerdir. “Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir” (el-Kâf 50/21). Ayrıca Kur’an’da, insanı takip eden bir refakatçinin bulunduğundan da söz edilir. “İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın” (Kaf 50/18). “İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur” (er- Ra’d 13/11).

e. Peygamberlere vahiy getirmek: Allah Teâlâ, insanlar gibi meleklerden de elçiler seçtiğini, Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahiy indirildiği gibi Hz. Muhammed’e de vahiy gönderildiğini ve Cebrail’in, Kur’an’ı Peygamber’in kalbine indirdiğini haber vermektedir: “De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’ân’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir” (el-Bakara 2/97-98).

f. Peygamberlere ve müminlere maddî ve manevî destek olmak: Kur’an’da meleklerin müminleri sıkıntılı ve üzüntülü anlarında teselli ettiği, kâfirleri ise sıkıntıya soktuğu belirtilmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İsâ’nın Rûhu’l-kudüs ile desteklendiği, meleklerin Allah’a inanıp doğru yolda yürüyenlere manevî destek verdikleri haber verilmektedir: “Andolsun ki, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder” (el-Bakara 2/123-125). “Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.” (el-Enfâl 8/9). “Sonra Allah, Resulü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.(et-Tevbe 9/26).

g. İnsanların yaptıklarını kaydetmek: Kur’ân-ı Kerîm’de insanın yanında bulunan iki meleğin katiplik yaparak onun tüm yaptıklarını kaydettikleri belirtilmektedir:“Hâlbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar (kirâmen kâtibîn) vardır” (el-İnfitâr 82/10-11).

h. Tabiatın yönetimi ve ilâhî kanunların icrasıyla meşgul olmak: Kur’an’da âlemi idare eden varlıklara yemin edilmesi, insanların canını alan “ölüm meleği”nden söz edilmesi, meleklerin yalancı peygamberlerin ve kâfirlerin canını alacaklarının bildirilmesi vb. hadiseler meleklerin ilahi kanunların icrasında görevli olduklarını gösterir. “(Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara, (mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (emrolundukları şeye süratle) yüzüp gidenlere, sonra yarışıp öne geçenlere, sonra işleri düzenleyenlere (bütün bu vazifeleri yapan meleklere) yemîn olsun (ki, öldükten sonra mutlaka diriltileceksiniz!)” (en-Nâziât 79/1-5).“De ki:“Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz”(es-Secde 32/11).Bunun gibi, arşı taşıyan ve onun etrafında dolaşan meleklerin varlığı düşünüldüğünde, onların tabiat kanunlarının icrasında oldukça etkili oldukları anlaşılır. Çünkü arş kavramı kâinatın ilâhî varlık tarafından idare edilmesinin sembolüdür.Dolayısıyla meleklerin arşı yüklenmesi, onların kainatın idaresine vasıta edildikleri anlamına gelir. “Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur”denilmiştir”(ez-Zümer39/75).“Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ile tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler:“Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır.O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru”(el-Mümin 40/7).
h. İlâhî cezaları yerine getirmek: Zor dönemlerinde müminlere destek olan melekler, Allah’ın kâfirlere takdir ettiği cezalarında uygulayıcısıdırlar. Nitekim Allah tarafından Lût kavmini cezalandırmak için gönderilen melekler, önce Hz. İbrahim’e uğramışlar ve geliş amaçlarına ona şöyle açıklamışlardır: “Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde, “Biz, bu memleket halkını helâk edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir” dediler” (el Ankebût 29/31). Kur’ân-ı Kerim, kıyamet gününde ve sonrasında kâfirleri bekleyen azabı anlatırken de meleklerin fonksiyonlarına temas etmektedir: “Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin” (el-Enfâl 8/50).

1. Cennet ve cehennemde görevli melekler: Kur’an’da âhirette müminleri selamlayarak karşılayacak olan cennet bekçilerinden (er-Ra‘d 13/23-24) ve cehennemlikleri korkutan görevli meleklerden (ez-Zümer 39/71-72) bahsedilmektedir. Bunlara genel olarak “hâzin” adı verilmiştir. Cehennem bekçilerini temsil eden melek bir âyette Mâlik (ez-Zuhruf 43/77), cennet meleği ise hadislerde (Süyûtî, s. 67) Rıdvân ismiyle geçer. Cehennem görevlileri ayrıca “zebânî” olarak da adlandırılmıştır (el-Alak 96/18).

Meleklerin Sayısı

Kur’ân-ı Kerim’de meleklerin türlerini ve sayılarını ancak Allah’ın bildiği belirtilmektedir. Kur’ân Cehennemin işleri ile görevli meleklerin bulunduğunu belirttikten sonra onların sayısının “on dokuz” olduğunu bildirmektedir. İnkâr edenler için bir imtihan vesilesi olduğu açıklanan bu husus, meleklerin sayısını ancak O’nun bildiğini göstermektedir (el- Müddessir 74/31)

Meleklerin Görülmesi

Ayetlerde ve hadislerde meleklerin özel görevler sırasında çeşitli maddî suretlere büründükleri (temessül) ve peygamberlerle konuştukları haber verilmektedir. Hz. İbrahim’in Lut kavmini cezalandırma görevini yerine getirirken kendisine misafir olan melekleri insanlardan ayırt edemeyerek onlara yiyecek hazırlaması (Hûd 11/69 70) ve Cebrâîl’in Hz.Meryem’e insan suretinde görünüp bir çocuğunun olacağını haber vermesi (Meryem 17/17 19), meleklerin farklı kimliklerle peygamberlere ve diğer insanlara göründüğünü gösterir.

Meleklerin Türleri

Cebrâil ve Mîkâil gibi özel adlarla isimlenirken, bir kısmı da ölüm meleği ve arşı taşıyanlar gibi sadece görevleri
ile zikredilmiştir. meleklerin başında gelen Cebrâil, vahiy meleğinin özel adıdır. Bu melek, Kur’ân-ı Kerîm’de üç yerde Cibrîl ismiyle geçmekte (örnek olarak el Bakara 2/97), ayrıca Rûh, Rûhu’l-emîn, Rûhu’l-kuds ve Resûl isimleri ile de işaret edilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de sadece bir âyette geçen Mikâil, tabiat olaylarıyla görevli meleğin adıdır. Hadislerde Mîkâil, rızık ve rahmet meleği olarak da nitelenmiştir (Müsned I, 274).

Azrâil ise eceli gelenlerin ruhunu kabzetmekle görevli olan meleğin özel adıdır. Kur’an’da Azrail ismi geçmemekle birlikte, bunun yerine ölüm meleği (melekü’1-mevt) ile yaşam süresi bitenlerin ruhunu alan meleklerden söz edilmektedir (en-Nisa 4/97; el-En’âm 6/61).

Kur’ân-ı Kerîm’de İsrâfil adı geçmemekle birlikte, birçok ayette kıyametin kopması ve âhiret hayatının başlaması sırasında Sûr’a üfleme olayından (en-Neml 27/87) ve yeniden dirilişi haber veren bir çağrıcıdan (el- Kamer 54/6) bahsedilmektedir.

Mukarrebûn Melekleri

Bu meleklere illiyyûn veya kerrûbiyyûn melekleri de denilmektedir. Bunlar Kur’ân’da ulûhiyet makamına en yakın melekler olarak zikredilirler (en-Nisa 4/172). Bu meleklerin Allah Teâlâ’nın huzurunda bulundukları, O’na sürekli olarak ibadet ettikleri ve gece gündüz O’nu yücelttikleri kaydedilmektedir. Arşı taşıyan ve onun çevresinde bulunan melekler de bu gruba girer (ez- Zümer 39/75; el-Mü’min 40/7)

Hafaza ve Kirâmen Kâtibîn Melekleri

Bu melekler insanları koruyan ve onların iyi ve kötü fiillerini kaydeden meleklerdir. Kur’ân’da bu melekler; koruyanlar, izleyenler, yazıcı elçiler, karşı karşıya olan iki melek, gözetleyip yazmaya hazır olanlar ve değerli yazıcılar şeklinde çeşitli ifadelerle nitelenmektedirler (bk. ez-Zuhruf 43/80; er-Ra‘d 13/10-11; Kâf 50/18; el-En‘âm 6/61).

Cennet ve Cehennemde Görevli Melekler

Cennet’te bulunanlar, müminleri “İşte bu size vaat edilmiş olan mutlu gününüzdür” (el-Enbiyâ 21/103) hitabıyla karşılayacaklar, müminler, bölük bölük Cennet’e sevkedilip kapılar kendilerine açıldığında ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Selâm size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya” (ez-Zümer 39/73). Ayrıca bu meleklerin, Adn cennetlerine, babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber girecek kimselerin yanına her kapıdan vararak, “Sabrınıza karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu ne güzeldir!” diyecekleri de haber verilmektedir (er-Ra‘d/13-23-24).

İnkâr edenlerin ise bölük bölük Cehennem’e sürüklenecekleri, kapıların onlar için açılacağı ve Cehennem bekçilerinin onlara, “Size, içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı haber veren peygamberler gelmedi mi?” (ez-Zümer 39/71) diye soracakları bildirilmektedir.

Hârût-Mârût

Kur’an’da adı geçen bu iki meleğin Bâbil halkını imtihan etmek ve onları sihir konusunda bilinçlendirmek için gönderildiği belirtilmektedir. Geldikleri toplumu inançsızlığa karşı uyarma görevi bulunan bu meleklerin günahkâr olarak nitelendirilmesi doğru değildir.

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın âhirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!” (el-Bakara 2/103).Yukarıdaki ayet dışında Hârût ve Mârût melekleri hakkında Kur’anda ve hadis herhangi bir kitaplarında bilgi yoktur.Yahudilerin uydurma rivayetlerinde bolca bulunmaktadır.

Münker-Nekîr

Bu melekler, kabirde sorgu işi ile görevli olan meleklerdir. Bu meleklerin adı hadislerde geçmektedir.

Meleklerin Üstünlüğü

Kısacası Mutezile ve coğunluğundan oluşan grup Meleklerin Rabbimizin yanında yer aldığından dolayı üstün oldugunu yine eşari ve bazı filozoflarında bu düşüncede olduğu bildirilmekle beraber Ehl-i sünnet ve Şîâ âlimlerinin çoğu, peygamberlerin, bir kısmı ise müminlerin, meleklerden üstün olduğu görüşündedirler.

DİĞER GÖRÜNMEYEN VARLIKLAR

Cinlerden ve şeytanlardan oluşan bu zümre, meleklerden farklı olarak süflî bir yapıda yaratılmışlardır.Cinler iradelerini, hem iyilik hem de kötülük yönünde kullanabilirken şeytanlar ise kötülüğün temsilcisi olmuşlardır.

Cinler

Sözlükte “örtme, gizleme” manasına gelen “cenne” fiilinden türeyen cin kelimesi, duyularla idrak edilemeyen ve insanlar gibi ilahî emirlere uymakla yükümlü tutulan varlık türünün adıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de cinlerin Allah’a itaat eden melekler ile O’na isyan eden şeytanlardan ayrı bir statüde bulundukları beyan edilmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de genel olarak cinlerle ilgili şu bilgiler verilmektedir. Buna göre cinler de insanlar gibi Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmıştır. Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak kalmıştır. Son Peygamber olan Hz. Muhammed, insanlara olduğu gibi cinlere de Allah’tan aldığı emirleri iletmiştir. Cinler insanlara nispetle daha üstün bir güce sahiptirler. Meselâ kısa sürede uzun mesafeleri katedebilir, insanlarca görülmedikleri halde insanları görebilir, insanların bilmediği bazı hususları bilebilirler. Fakat geleceği (gayb) onlar da bilemezler. Cinler gökteki meleklerin konuşmalarından gizlice haber almak isterlerse de buna imkân verilmez. Cinler insanlarda olduğu gibi evlenip çoğalırlar, doğar, ölür, yer ve içerler. İblis de cinlerdendir ve onun insanların yanı sıra cinlerden de yardımcıları vardır. Bazı cinler, Hz. Süleyman’ın emrine girerek ordusunda hizmet görmüş, mabet, heykel, büyük çanak ve kazan gibi bazı nesnelerin yapımında insanlarla birlikte çalışmışlardır. Kur’an’da el-Cin (72/1-28) adıyla müstakil bir sure bulunmakta ve burada cinlerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların Peygambere vahyolunduğu bildirilmektedir.

Ayet ve hadisleri incelediğimizde, cinlerin kendilerine özgü bir yapıya sahip bulundukları, çeşitli şekil ve bedenlere girebildikleri (temessül) anlaşılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de cinlerin atası sayılan “cânn”ın ise karışık ve çok zehirleyici bir ateşten yaratıldığı beyan edilmektedir (er-Rahman 55/15). Hz. Âişe’den rivayet edilen bir hadiste, insanın çamurdan, meleklerin nurdan, cinlerin ise karışık ateşten yaratıldığı belirtilmektedir (Müslim, “Zühd” 10). Kur’an’da cinler hakkında kısa ve özet bilgiler verilmesine karşın bazı İslâm bilginleri onların mahiyeti konusunda birbirinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Gazzâli, cinlerin gayr-i maddî cevherlerden oluştuğunu öne sürmüş, meleklerin, cinlerin ve şeytanların bu açıdan birbirlerine benzediklerini belirtmiştir. Eş’arîlerin çoğunluğuna göre ise; cinler, maddî cevherlerden oluşmakla birlikte, her şeye gücü yeten Allah onları duyularla algılanamayan bir yapıda yaratmıştır. İslâm filozofları ise cinleri, “cismanî olmayan cevherler” olarak kabul etmişlerdir.

Şeytan

Dil bilginleri şeytan kelimesinin “yanmak, helâk olmak, aşırı derecede kızmak” anlamlarına gelen “şeyt” mastarından ya da “uzak olmak, muhalefet etmek” anlamlarına gelen “şatn” kökünden gelebileceği üzerinde durmaktadırlar. Hangisinden gelirse gelsin kelimenin olumsuz bir mana ihtiva ettiği açıktır.Kur’ân-ı Kerîm’de bu manada geçen İblis kelimesinden iki önemli olay etrafında bahsedilmektedir. Bunlardan ilki, Hz. Adem’in yaratılması sırasında meleklerin Allah’a secde etmesinin emredilmesi, ancak buna karşılık İblis adındaki varlığın kibirlenerek bu emre itaatsizlik etmesi ve bu sebeple Allah’ın rahmetinden kovulmasıdır. Diğeri ise İblis’in Cennet’te Adem ve Havva’yı kandırarak yasak meyveden yemelerini temin etmesi ve bunun üzerinde onların Cennet’ten kovularak yeryüzüne inmelerine sebep olmasıdır (bk. el-Bakara, 2/34-38; en-Nisâ, 4/118-120; el-A’râf 7/11-25).

(Şeytan) Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp kışkırtacağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların hariç! (Allah), “İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim” dedi. Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım!” (Sâd, 38/81-85). Buna karşılık insanın, tümüyle şeytanın aldatmasına terk edilmediği, ilâhî vahye gönül bağlayanların onu mağlûp edebilecekleri bildirilmektedir: “Âdem, Rabbinden birkaç kelime telakki ederek tövbe etti. Allah da tövbesini kabul etti. Benden size ne zaman bir hidayet rehberi gelir de kim onun izinde giderse, onlara bir korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar” buyurmaktadır” (el-Bakara 2/37). Kur’ân-ı Kerîm’de şeytan kelimesi bir yerde cinlere ve insanlara nispet edilmiştir (el-En‘âm 4/112). Şeytan, Allah’ın huzurundan kovulduktan sonra, Cenâb-ı Hak’tan cezasının kıyamet gününe ertelenmesini istemiş, bu isteğinin kabul edilmesi üzerine Hz. Âdem’den itibaren insanları hak yoldan uzaklaştırmak için elinden geleni yapacağını belirtmiştir. Kur’an, şeytanın insanoğlunun apaçık bir düşmanı olduğunu ve bu durumun kıyamete kadar devam edeceğini bildirmektedir.

Şeytanın ilmihal kitapları ile vaaz ve nasihate dair eserlerde karşı durulmaz bir güç olarak tasvir edilmesi ise doğru değildir. Bu türden bir anlayış insanları cebir ve ümitsizliğe iteceği için yanlıştır. Halbuki Kur’an’da onun tuzaklarının zayıf olduğu ve insanlar üzerinde bir yaptırım gücünün bulunmadığı bildirilmektedir (en-Nisa 4/76).

Kaynak:Din Hizmetleri Alan Bilgisi ve AÖF sınavlarına hazırlanmak amaçı ile AÖF İnanç Esasları Dersinin 4 .Ünite özeti www.dhbtdersleri.com sitesi adına Cüneyt Sönmez tarafından yazılmıştır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.