İş Ahlâkı – İslam Ahlak Esasları 9.Ünite Özeti

GİRİŞ

Kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu öteki kişilerin geçim kaynağını temin etmek gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik amaçlarla başlayıp, zamanla ihtiyaçları aşan istek ve arzuların teminine yönelik olarak da varlığını sürdüren ve ekonomik değeri olan her türlü çalışma ve etkinliğe iş denir.

İnsanlar, birey halinde ve en kısıtlı koşullarda da yaşasalar, varlıklarını sürdürmek için gerekli olan yiyeceği bulmak, kendilerini soğuk veya sıcaktan koruyacak giysiler edinmek, hayatlarının güvenliğini sağlayacakları barınaklar yapmak gibi ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak, dolayısıyla bir tür iş yapmak zorundadırlar. Bu nedenle, dünyada yaşayan ilk insandan beri, çalışma denen bir etkinlik, iş denen bir olgu hep insanlarla birlikte var olmuştur. İnsan, varlığını sürdürmek için çalışmak, üretmek, iş yapmak zorundadır.

Ne var ki, insanlar arasındaki iş ve ticaret bağlamındaki bu zorunlu toplumsal ilişkililik, her zaman arzu edildiği gibi sorunsuz işlememiş, daha güçlü ve kurnaz olan bazıları, daha zayıf ve saf olan bazılarına haksızlık ve hatta zulüm edebilmişlerdir. Ancak, insanların sadece iş, meslek ve ticaret ilişkilerindeki kötü ve yanlış uygulamaları azaltmak için değil, tüm ilişki türlerindeki kötülük ve yanlışlıkları azaltmak ve aksine bu ilişkilerin insan onur ve yüceliğine yakışır şekilde sürmesini sağlamak için her zaman sahip oldukları din ve ahlâk gibi büyük değer sistemleri olmuştur.

Dinler, insanların bir taraftan ‘nereden geldik?’, ‘nereye gidiyoruz?’ gibi büyük varoluşsal sorularına cevap teşkil edecek dünya görüşleri ve inanç esasları sunarken, diğer taraftan da onlara kendilerini bencillik ve saldırganlık gibi kötü duygu ve dürtülerden nasıl arındırıp daha iyi bir insan olmanın yollarını gösteren yaşam biçimleri ve ahlâk esasları sunarlar. İş etiği veya meslek etiği gibi az çok farklı kavramlarla da ifade edilebilen

iş ahlâkı, Batı dünyasında da 1960’lardan itibaren özellikle önemsenmeye ve sadece dini ve felsefi ahlâk bağlamında değil özellikle iktisadi ve idari bilimler alanında bağımsız bir araştırma konusu ve hatta disiplin olarak gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde de 2000’lerden itibaren işletme ve benzeri fakültelerde iş ahlâkı dersleri okutulmaya ve bu konuda çok değerli eserler verilmeye başlanmıştır.

Ayrıca yine son yıllarda iş ahlâkı eksenli dernekler kurulmaya başlanmış, düzenli olarak çıkan çok kaliteli iş ahlâkı dergileri yayınlanır olmuştur. İslâm dininin başlangıcından beri derin bir iş ahlâkı literatürü ve deneyimi olan ve Selçuklulardan beri bilhassa Anadolu’da çok etkin bir iş ahlâkı kurumu olan Ahilik geleneğine sahip bulunan bizler için iş ahlâkı alanındaki son gelişmeler son derece sevindiricidir.

Zira dinimizde iş ahlâkının altın harflerle yazılacak ilkeleri ve tarihimizde ahlâklı işletmenin, işçinin ve işverenin unutulmaz örnekleri her zaman gurur duyacağımız ölçüde bolca mevcut olmuşsa da, İslâm eleminde son asırlarda yaşamak zorunda kalınan nispeten olumsuz gidişatın iş hayatımızı da olumsuz etkilediği inkar edilemez bir gerçektir.

Bu ayette, mutluluğun, hem Allah’ı ibadetler ve zikirle çokça anmak hem de O’ndan rızık isteyerek yeryüzüne yayılıp alım satım yapmak, çalışmak, kazanmak ve helalinden kazanılmış parayla geçim rahatlığı içinde yaşamakla bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. İslâm “ya… ya da…” (örneğin, ya bu dünya ya öteki dünya, ya ibadet ya ticaret) dini değil, “hem… hem de…” (örneğin, hem bu dünya hem öte dünya, hem ibadet hem iş) dinidir. Nitekim hepimizin çok iyi bildiği bir ayette “Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver” (Bakara/2: 201) diyenlerden olmamız öğütlenmektedir. Dolayısıyla, Müslüman tembellikten, işsizlikten, üretimsizlik ve verimsizlikten kaçınmalı; aksine öte dünya için çalıştığı gibi bu dünya için de çalışkan olmalı, üretmeli, iş yapmalı, iş kurmalı, istihdama katkıda bulunmalı ve böylece kendisine, ailesine, topluma, insanlığa ve dinine daha fazla yararlı olmalıdır.

Haksızlıktan Kaçınma ve Adalet

Ticari işlemlerde haksızlık yapmaktan, zarar vermekten, zulmetmekten kaçınmak ve bunların aksine hakkaniyetli ve adaletli davranmak ve böylece kazancın tam anlamıyla tertemiz ve helal olmasını sağlamak iş hayatına başladıktan sonra uyulması ve uygulanması gereken en önde gelen şartlardandır.

Ahlâklı bir işveren gerçekten iyice üst düzey bir ahlâklılığa sahipse, işçilerinin sadece sorumluluğunu hissetmekle ve zaman zaman onlara yardımcı olmakla da yetinmez, onları kendisine kardeş bilir, yediğinden yedirir, giydiğinden giydirir ve onlara son derece iyi ve itibarlı davranır. Çünkü Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Onlar [köleleriniz] Allah’ın emirleriniz altına koyduğu kardeşlerinizdir. Kimin eli altında kardeşi varsa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Ona gücünün yetmeyeceği bir şey yüklemesin. Şayet ağır bir iş yüklerse ona yardım etsin” (Buhari, 2005, 89).

Ayetlerde de buna benzer öğütler verilir. Müslümanların ekonomik açıdan kendilerinden daha kısıtlı durumda olanlara karşı davranışları şu ahlâki niteliklerle tasvir edilir: “Onlar yoksula, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. ‘Size ancak Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür isteriz. Çünkü biz, insanların yüzünü ekşiten, asık suratlı bir günde Rabbimizden korkarız’ derler” (İnsan/76: 8-10)

Zekatını ve Sadakasını Vermek

Ahlâklı bir Müslüman iş adamı, işçileriyle ilişkilerinde faziletli davranışlar sergilediği gibi Allah’ın lütuf ve inayetiyle elde ettiği bol kazancının hukuki ve ahlâki gereklerini de yerine getirir, zekatını verir, sadakalarını verir, gelirinin büyüklüğü oranında kamu yararına büyük hizmetlerde bulunur. Tembellik gibi cimrilik de İslâm ahlâkının reziletler veya erdemsizlikler listesinin ön sıralarında yer alır.

İbn Haldun’a göre, birinci sınıf işçi, yani hem işinin ehli hem de güvenilir olan işçi fazla bulunmaz. İşinin ehli de olmayan güvenilir de olmayan ikinci tip işçiyi ise, akıllı kimseler çalıştırmazlar. Çünkü bunların zararı çok olur. Daha kolay bulunabilecek olanlar, son iki sınıftır; yani güvenilir olan ama işini bilmeyenle, işi bilen ama güvenilir olmayan.

Bunlar arasında tercih yapmak gerekirse, o, güvenilir değilse de işinin ehli olanın tercih edilmesi gerektiği tavsiyesinde bulunur. Çünkü onun hiyanetinden korunmak için tedbir alınabilir, ama güvenilir de olsa işi bilmeyen kişi, sahibine faydasından çok zarar verir (İbn Haldun, 1988, 329-30).

Hakkaniyet ve Mesuliyet Sahibi Olmak

Ancak bize göre bu bakış açılarının hiçbiri ahlâk ve ekonomiye eşit düzeyde değer atfetmeyerek yeterince adil davranmadığı gibi, bundan daha önemlisi, erdem ve ekonomi ilişkisinde insanların özgür seçim ve tercih alanını oldukça dar tutmaktadırlar.

Bazılarının eleştirdiği, ekonomideki karı maksimize etme kavramından da esinlenerek, orta yoldaki hem ahlâk hem de ekonominin kendi içlerinde üç düzeye ayrılabileceğini varsaymak, erdem-ekonomi ilişkisinde çeşitlilik ve rahatlık sağlama ve insanların da eğilimleri ve özgürlüğüne daha geniş bir alan açma açısından oldukça yararlı olabilir gibi gözükmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, erdemliliğin de en az üç düzeyi olduğu, ekonominin de en az üç düzeyi olduğu söylenebilir. Bu düzeylere, minumum düzey, mutedil düzey ve maksimum düzey diyebiliriz. İnsanlardan beklenen her iki alanda da en az minumum düzeyi yerine getirmeleridir; daha üstüne teşvik edilirler hatta en arzu edilenin erdemlilikte de, ekonomide de maksimum düzeyde olmak olduğu belirtilmelidir; ama bunun her insana göre olmayabileceği aşikardır.

Dolayısıyla insanlar, aradaki farklı seçeneklerden birini kendilerine daha uygun görebilirler. Örneğin, ahlâkta minumum düzeyde olmayı yeterli gören bir kişi, ekonomide minimum, mutedil veya maksimum düzeylerden birini hedefleyebilir. Ya da ahlâkta maksimum düzeyde olmayı seçen biri, ekonomide minumumu veya mutedili kendisi için yeterli görebilir.

Böylece üçün üçlü kombinasyonunun sunduğu bir çok seçenek insanlara açıktır. Tekrar vurgulamak gerekirse, elbette arzu edilen, insanların erdem maksimizasyonu ile kar maksimizasyonunun her ikisini birden ahenkli bir denge içinde götürebilmeleridir. Ama insanlar buna bile zorlanmamalı ve sözünü ettiğimiz seçenekler arasında özgür bırakılmalıdır. Bu seçenekleri biraz daha ayrıntılı olarak sunmakta yarar vardır.

Herkesin hakkını vermek ve adaleti yerine getirmek, herkes için bir zorunluluktur. Ama daha ahlâklı insanların bunun ötesine geçerek, insanlara güven vermesi ve bunun da ötesinde onlara çeşitli düzeylerde elden geldiğince iyilik ve yardım etmesi gerekir. İş dünyası içinde, bize güvenmek isteyen, yardımseverlik ve iyilikseverliğimize muhtaç olan insanlar mutlaka vardır. İyi ahlâklı bir insan, bütün dinler ve ahlâk felsefelerine göre, iyi düşünme, iyi duygular besleme, iyilikleri teşvik edici tarzda konuşma ve elindeki imkanlarla iyilik etme özelliği gelişmiş bir insan olmalıdır. Mutedil düzeyin temel erdemi olan iyilikle ilgili de şu iki kısa ayet öz bir fikir vermektedir: “Allah yolunda sarfedin… İşlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever” (Bakara/2: 195). “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder” (Nahl/16: 90)

Erdem-Ekonomi İlişkisinde Maksimum Düzey

İş ahlâkının üzerinde durduğu erdemleri sınıflandırarak, hak ve adalet gibi erdemleri minimum düzey, güven ve iyilikseverlik gibi erdemleri mutedil düzey erdemleri olarak belirtmiştik. Erdemlerin maksimum düzeyini, en yüksek seviyesini ise, merhamet ve sevgi erdemlerinin oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bazı dinler sadece merhameti, bazıları sadece sevgiyi vurgularken, İslâm dini hem şefkat ve merhameti hem de sevgiyi fazlasıyla vurgular.

İslâm ahlâk filozofları kitaplarında sevgiye tek başına bölümler ayırır ve onu en üstün erdem sayarlar. Bu maksimum düzey erdemlerinin, iş ahlâkı için de geçerli olduğu aşikardır.

Arzu edilen şey, işçinin işvereni, işverenin işçisini ve her ikisinin de yaptıkları işi ve iş arkadaşlarını azami derecede sevmeleridir. Böyle bir sevgi olduğunda alt düzeylerdeki ilkeler ve erdemlerin pek çoğuna gerek bile kalmayacaktır.

Sevgi varsa, haksızlık da, adaletsizlik de, zarar verme de, verimsizlik ve güvensizlik de olmayacaktır.

Bunun için sevgi aşamasına yükselmek iş dünyasındaki herkesin en yüksek erdemi ve yüce ideali olmalıdır. Kardeşlik, merhamet ve sevginin iş ahlâkı bağlamında uygulanmasına yönelik tavsiyeler içeren şu hadis de maksimum düzey iş ahlâkı erdemleri için yeterli fikri özetliyor olsa gerektir: “Hizmetinizde kullandığınız kimseler, sizin ancak kardeşlerinizdir. Allah onları sizin elinize emanet etmiştir. Bu sebeple onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin” (Buhari, 2005, 89).

Sonuç olarak belirtmek gerekirse, modern ekonominin karı maksimize etmek tabiri, dini, felsefi veya ahlâki açıdan kategorik anlamda yanlış değildir. Burada İslâm iş ahlâkının istediği, bu maksimizasyon sürecinde, ahlâki şartları da en az minimum düzeyde, yani hak ve adalet düzeyinde gözetmek ve yerine getirmektir.

Ahlâklı bir Müslüman için arzu edilen ve ideal olan ise, hem iyilikseverlik, yardımseverlik, şefkat, merhamet ve sevgi gibi ahlâki değerlerde en üst düzeye erişmek hem de çalışkanlık, üretkenlik, verimlilik, daha fazla kar ve kazanç gibi ekonomik çabalarda maksimum düzeyi yakalamak ve bunları ahenkli bir denge içinde sonuna dek sürdürmektir. Bu bölümde, iş, işveren ve işçi ahlâkından bahsedilmiştir.

Bunlar bir cümleyle özetlenmek istendiğinde, İslâm iş ahlâkı, çalışma ve işi kutsal görüp nafile ibadet sayar; dürüst tüccar veya işadamının kıyamet günü sıddıklar ve şehitlerle birlikte haşrolunacağını belirtir; helal kazançla çoluk çocuğunun nafakasını sağlamaya çalışan işçinin ise kıyamet gününde yüzü ayın on dördüncü gecesindeki parlaklığı gibi parıldar bir halde Allah’ın huzuruna varacağını müjdeler.

En güncel DHBT Bilgileri Cep Telefonunuza gelmesi icin abone olun.